Özetle… – 13

karliii 3

Hiç bir kış, sonsuza kadar sürmez.

 

 

Hal Borland
Reklamlar
özetle içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | 2 Yorum

Yollarda -13 (Leylekleri için koştuğum Çamlıca Köyü için yeni sebebim: cıvıl cıvıl-rengarenk duvarlar…:) )

Geçtiğimiz Pazar Keşan’a giderken “Korudağ’ın üstünden değil de, hadi yolu uzatıp bakına bakına eteklerinden gidelim” dediğim gün, beni cıvıl cıvıl, rengarenk bir sürpriz bekliyormuş meğerse!..

Aslında yazın çok sık kullandığımız bu yolu, kışın yer yer çok bozuk olmasından dolayı kolay kolay tercih etmiyoruz. Kar filan da yağmamışsa görmeye değecek şey de pek olmuyor. Ama iç sesim tutturdu bir kez… 🙂 Kocacıktan da onay gelince Adilhan Köyü sapağından sapıverdik yolumuza… Anıları yad ederek, radyodaki müzikleri kah dinleyerek-kah söyleyenlere eşlik ederek, bazen susup bazen oradan buradan-değişikliklerden yeniliklerden laflayarak Sazlıdere Köyünü de geçtikten sonra, her yaz leylekleri için koşup koşup geldiğimiz çamlıca Köyü’ne girmiştik ki, bir kaç evi geçtikten sonra bir an kendimi Germiyan Köyü’nde ya da Zalipie’de sandım. 🙂 O an bir ya da iki saniyeydi neyse ki, ön camdan dosdoğru yoluna bakan sürücü kocacığa “ayy aşkım dur dur, bak duvarlara neler yapmışlar” diyebildim. Zınk diye durdu kocacık… 🙂 Bakışlarımız çarpıştı ve gözlerimiz gülücüklenmeye başladı.

çamlıca 6

Köyün kimi duvarları desenlenmiş, resimlenmiş görücüye çıkmıştı.

çamlıca 3

Fotoğraf makinemizi yanımıza almamış olmamıza “keşke”li cümleler dizerek, telefonlarımızı kapıp koştuk bu cıvıltıya. Bundan sonrasını fotoğraflar anlatsın…

çamlıca 9

çamlıca 10

çamlıca 4

çamlıca 2

çamlıca 5

çamlıca 8

Resimlerin bir çoğu kapısının yanında Sadbert Hanımın Bahçesi yazan resimden tabelanın olduğu enine uzun duvarın üzerinde idi.

çamlıca 7

Kendi adıma çooookkkkk teşekkürler bizleri bu cıvıltıyla karşılatıp ruhumuzu neşelendiren fikir sahibine ve emeği geçen herkese!

çamlıca 1

Dileriz bu güzellikler en kısa zamanda tüm köyü kaplar.

rengarenk, yollarda içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | 8 Yorum

Artık kışlar yalnızca karla değil, misafir flamingolarla da çok güzel!

Hani yaygın kanıdır ya, kişi hangi mevsimde doğmuşsa o mevsimi daha çok sever… Yok vallahi, bende bu tez hükümsüz… Kış maalesef en sevdiğim mevsim değil… Varlığını kabul edip kendisiyle iyi geçinmem gerektiği kanaatine vararak iyi yönlerini görüp sevip sarılmaya çalıştığım bir mevsim… Hele kar yağıp da gözümün gördüğü her yer büyülenip masalsı hallere bürününce bunu daha kolay yapabiliyorum.

(Yaşadığım coğrafyada) onu daha çok sevebilmem için -bir kaç yıldır- önemli bir sebebim daha var; yaz aylarında ve baharlarda keyfini sürdüğüm kırlarımın minicik göletli, bu vakitler pek de kimselerin uğramadığı kuytucuğunda… (konumunu özellikle belirtmiyorum… malum her ruh halinden insan var, biri gider başlarına bir iş getirir… ömür boyu vicdan azabından kurtulamam… )

flamingo 3

Havalar soğudu ve benim sevgili arkadaşlarım mola için seçtikleri kuytucuklarına yine geldi…

Mevsimin başından sonuna dek aynı noktada kalmıyorlar tabii… Hava biraz ısınmışsa bakmışsın misafirhanelerinde yoklar, uçup gitmişler… Arasan da bulamazsın… Böyle böyle, görmek için gidip de elimiz boş döndüğümüz çok oldu eve…

flamingo 2

Sonra kocacıkla keşfettik ki, hava çooook soğuksa ve hatta yağmurlu-karlı ise misafirhanelerini mesken tutuyor, bir yerlere kımıldamıyorlar… Bugün de hava çok soğuk ve şakır şakır yağmurluydu, orada bulma olasılığımız çok yüksek olduğu için ne yapıp edip koştuk yanlarına.

flamingo 7

Böyle zamanlarda nefes almanın dışında kafalarını suya gömüp hımmm hımmmm tıkınıyorlar zaten…

flamingo 1

Olur da, biraz daha yakından çekeyim diye iyice göletin kenarına dek gitmişsem yandan yandan geriye geriye giderek, bir gözleri bende tıkınmalarına devam ediyorlar… 🙂

Ani hareketlerde ise -en ödlekleri sanırım- içlerinden bir ya da ikisi uçup kaçıyor mutlaka…

flamingo 4

Flamingoları keşfedeli üçüncü kışım… İlk keşfimde çok kalabalıklardı, geçen yıl 12  civarına düşmüşlerdi, bu yıl ise geçen gidişimde 7 tane, bugünkü gidişimde ise yalnızca 4 tane görebildim. Dilerim bu azlık bireysel özgürlüklerinin tadını çıkarma adınadır da, yine belli zamanlarda bir araya gelip birliktelikli yaşamlarını sürdürüyorlardır.

flamingo 5

flamingo 6

Ben onları sevinçle, keyifle izlerken… yaşam aslında ne zor onlar için… Çünkü benim tatlış flamingocuklarımın rengi bembeyaz… Hani nazlı nazlı yürüyen, pembiş halleriyle pek albenili pek cazibeli flamingolar var ya… benimkiler onlardan değil… Haklarında kısa çaplı bir araştırma yaptım da, karotenden eksik beslenen ve yeterince beslenemeyen flamingolar beyaz renkte olurmuş… Sağı solu, güzel ülkemdeki pek çok yer gibi çevre kirliliğinden nasibini almış o küçücük göleti, besin anlamında kıt olsa da, hayatta kalabilmek adına güvenli sığınak olarak seçip de öyle gelmişler belli ki.

flamingo 8

Kendi adıma hoş gelmişler… sefa gelmişler…

Yalın, yoğun ve monoton kış günlerime öyle neşe, öyle sevinç, öyle renk katıyorlar ki, yolumu onlarla kesiştiren yüce rabbime hamdolsun… İnsan, hele de bu soğuk kış gününde, gribinin şiddetinden de paçavraya dönmüş iken gider mi?… gider ve gittiğine de değer vallahi!..

Hem ne diyoruz:
Hayat güzeldir!
Hayat sürprizlerle daha güzeldir!

hayat güzeldir içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | 6 Yorum

Les Misérables / Sefiller

İki gündür evdeyim… Beni yatak yorgan yatıran gribime inat, yaz gelmiş de çikolatalı dondurmasına kavuşmuş çocuk mutluluğu var içimde…

Son bir kaç yıldır Charles Dickenscığımın romanlarından uyarlanan dizileri (bazılarını bir kaç kez izleyerek) büyük bir iştahla tüketip “Victor Hugocuğumun romanları neden dizi filmlere uyarlanmıyor”, diye hayıflanırken, çok yakın zamanda Sefiller romanının dizi filme aktarılmış olduğunu öğrendim. Google’a yazıp hemencecik bulunca serotoninimin nasıl tavan yaptığını siz tahmin edin… Yüzümde gülücükler… içimde pır pır kelebekler… Aman Allahım! diyorum, başka da bir şey demiyorum. 🙂

(Türk dizi sitelerinde) Şimdilik sezonun iki bölümü yayınlanmış bulunmakta… Zaten tek sezonlu mini-dizi olarak düşünüldüğü için toplamda 6 bölümmüş…

sefiller 1

Uzun soluklu dizilerdense, bir, bilemedin iki sezonluk dizileri izlemeyi daha çok sevdiğim için kalbimi de onikiden vurduğunu söylemeliyim… Zaten her anlamda kalbimi onikiden vurmuş vaziyette! 🙂 Kalan dört bölümü merakla ve özlemle bekleyeceğim.

sefiller 3

Sefiller romanını bugüne dek okumuş ve filmini izlemiş olan herkes konusunu biliyordur. Yine de kısa bir özet geçeyim: İlk bölümde ön plana çıkan üç karakter var. Biri savaşta Napolyon’un yanında yeralmış bir asker. Savaşta katledilmiş kocaman bir ceset yığınının içinden yaralı olarak çıkıyor ve dosdoğru oğlunu görmeye kayınpederinin evine gidiyor. Ama kayınpeder Napolyon karşıtı olduğu için ve kızını da daha önce kaybettiği için damadına çok kızgın,  evinden derhal kovuyor, torununu görmesini yasaklıyor. İkinci karakter (Fantine) ise yoksul mahallenin genç ve güzel kızı… O da asil çevrenin çok genç sayılmayan zengin oğluna aşık. Üçüncü karakter (Jean Valjean) ise daha önce işlediği bir suçtan uzun yıllar ağır şartlarda hapishanede kalıp, gününü doldurunca salıverilen eski bir mahkum. Ancak eline tutuşturulan sarı kağıt yüzünden toplumda kabul görmediği için özgürlüğünü bulduğunu sandığı dış dünyada  hiç de özgür değil.

sefiller 2

İkinci bölümle birlikte, bu üç karakterin bundan sonra başına neler geleceği ve onları gelecekte nasıl bir yaşam beklediği yavaş yavaş gözler önüne seriliyor. Yani bundan sonra 19. yüzyıl Fransa’sının alt sınıf insanlarının savaş sonrası yaşam ve zafer mücadelelerine tanık oluyoruz. (Konusu hakkında yazmayı bu kadarla bitireyim.)

LES MISÉRABLES

Kostümler, oyunculuklar, olayların geçtiği mekanlar, otantik sahneler son derece başarılı… Zaten çok seviyorum bu tür dizileri, filmleri… izlerken onlar neredeyse ben de oradaydım sanki.

sefiller 6

Ayrıca şunu da not düşmeden geçmeyeyim: Yoksulluk temalı İngiliz dizilerinde/filmlerinde mekanlar hep ve daima pislik içindedir. Ancak pek çok Fransız filminde olduğu gibi -tema her ne kadar yoksulluk olsa da- nefis kır manzaraları ve iç karartmayan köy meydanları var. Diziyi İngilizler  çekmiş olsa da, Fransızların bu özelliğini diziye yansıtmayı başarmışlar.

sefiller 5

Yalnız o vakit siyahi insanlar hapishane müdürlüğü ve başkomiserlik gibi üst düzeyde görevler alabiliyorlar mıydı? Bunu kendi kendime sormadan edemedim…

sevdiklerim içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Hayat Bilgisi Dersleri 13 – Dünya akıllara durgunluk veriyor

Hayat ne olursa olsun,

kış 8

insanlar hayatı ne korkunç hallere sokarsa soksun,

kış 7

dünya çok güzel,

kış 3

büyülü,

kış 4

şaşılacak bir yer.

kış 2

Dünya akıllara durgunluk veriyor.

 

 

D.H. Lawrence
hayat bilgisi içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Sevdiğim Videolar -7 / Jonna Jinton’ın sevimli “kulning”leri

Kulning; Nordiklerin (Viking atalarından kalmış bir miras olarak) hayvanlarını güderken çıkardıkları melodik seslere deniliyor. Bizde de çobanlar çok değişik sesler çıkarırlar ama Jonna Jinton’ı keşfettiğimde hem yaşam öyküsünden çok etkilendim hem de kırlarda inekleriyle kurduğu ezgili iletişime bayıldım.

İsveçli Jonna Jinton, 2010 yılında hayatının en önemli kararını almış, memleketi Gothenburg’dan ayrılıp sadece 10 nüfusu olan, doğayla içiçe  Grundjärn’a taşınmış.  12 kuşak öncesine dek ataları bu köyde yaşıyormuş zaten… köklerine geri dönmüş. Köye ilk geldiğinde ne bir planı, ne de bir işi varmış. Ama “yuva”da kalmak da en büyük hayali imiş. İlk yıllar çetin kış koşulları, parasızlık, bakıma muhtaç ev ve zorlu yaşam sabrını çok sınamış. Sonra sevdiği fotoğrafçılık hobisine yönelmiş ve bir blog açmış, başlamış kelimelerle ve fotoğraflarla kendini ifade etmeye… Zamanla adını Nanook koyduğu bir köpek almış ve çok iyi iki dost olmuşlar. Doğayla başbaşa olduğu bu süreçte doğanın, içindeki yaratım ve üretme gücünü teşvik ettiğini keşfetmiş. 8 yıldan beri de kuzey ışıklarının altındaki bu küçük evinde, tamamen sanatsal tutkularına yönelmiş vaziyette(resim, müzik, yazı, fotoğrafçılık gibi.), hayalindeki hayatı yaşamaya devam ediyormuş. Annesinin müdürlüğünü yaptığı bir de şirket kurmuş. Her hafta sosyal medyada 1 milyondan fazla kişiye ulaşıyormuş. Johan adında bir de sevdiceği olmuş. O da takı tasarlamakta ve satmakta imiş, yakında evleneceklermiş. Köpeği Nanook’un dışında iki kedisi ve inekleri olmuş. Onların içinde de yıldız anlamına gelen Stjärna adındaki ineğini çok seviyormuş.

Beni Jonna Jinton ile tanıştıran şey de bu inekleriyle iletişim kurarken söylediği sevimli  “kulning”leri oldu. Bakın orada burada otlayan ineklerini “akşam oldu, hadi artık yuvanıza dönün” demek için nasıl çağırıyor Jonna…

Ne hoş, ne tatlı, ne yumuşak, ne melodik sesleniş değil mi?

Hele hele kuzeyin alabildiğine yaban, alabildiğine yeşil kırlarında geçiyorken görüntüler, keşfimle birlikte bir dolu videosunu peşi peşine izledim.

Siz de diğer videolarını izlemek, you-tube da takip etmek isterseniz, you-tube hesabı burada…

Bu da blogu… belki bakmak istersiniz…

sevdiğim videolar içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Sevdiğim instagram hesapları -3: @picture.it.pretty

Yeni yılla birlikte blog yazma iştahım kabardı sanırım… 🙂  pc başına geçtikçe bloga bir şeyler yazayım istiyorum. Sevdiğim instagram hesapları da hayli fazla iken hemencecik birini daha paylaşayım istedim. Bu kez  @picture.it.pretty yi seçtim.

pretty 3

Hesabın sahibi iki kız kardeş az fotoğraf paylaşıyor ama her fotoğraflarıyla da içimde pır pır kelebekler uçuyor. Çünkü zaten çok hoş kareler geleceği için paylaşımlarını merakla özlemle bekliyorum. Bloglarını da takipteyim.. ancak bir süredir tıklayışlarımda açılmadığını görünce kapattılar mı acaba diye meraklanmıyor da değilim… İnstagramları da kapanırsa üzülürüm gerçekten.

pretty 2

Kullandıkları çekim teknikleri, renklendirme tercihleri, pozlamaları ve hemen hemen her fotoğrafta birbirinden güzel, cıvıl cıvıl çiçekleri ve mink minik ışıltıları ile takipten vazgeçemediğim hesaplardan biri oldular zira…

pretty 0

Kardeşlerden biri stylist, diğeri de fotoğrafçı… Kişinin kendini stylist olarak tanımlaması cüret ister ama fotoğraflar zaten yapılmakta olan styling in ne denli özgün ve farklı olduğunu gözler önüne seriyor. Özellikle flatlay (düzçekim) deki nesneler arası uyum ve kompozisyon benzerlerinden çok çok güzel. Ki aslında ben bir şeyleri düz bir zemin üzerine koyup tepeden (bazen de meyilli olarak) çekim yapma (flatlay) tarzındaki fotoğrafçılığı pek de sevmez, kolaycı ve uyduruk bir çekim tekniği olarak görürdüm. Onların bu tarz fotoğrafları ezberimi bozdu, ters-düz etti.

pretty 4

pretty 5

pretty 6

İki kardeşin ilgi alanlarını ortak paydada buluşturması da çok hoş… Stylist olan ne kadar başarılı olmuş olsa da, diğer kardeş çekimleri bu kadar iyi yapmasaydı, fotoğrafları da muhtemelen bu kadar başarılı ve bu kadar hoş olmayacaktı. Belli ki stylingde ve çekimde ne kadar iyilerse, ayrıca fotoğraf editlemede de iyiler… (ya da biri iyi- bilemiyoruz.) Renkleri doğal hallerinden uzaklaştırarak  her biri diğeriyle uyum içinde ve görsel bir tarzı olan, iç açıcı, sıcacık, bakana iyi şeyler hissettiren fotoğraflar çıkarmışlar ortaya…

pretty 1

sevdiklerim içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | 1 Yorum

Çiçek desenli 2019 takvimi ve diğerleri

Yeni bir yıl geldi ve Cottage Market free printable takvimlerini çoktan paylaşmaya başladı. Her yıl olduğu gibi bu yıl da çiçek desenlileri aradı gözlerim. Benim beğendiğim tek tek aylı-günlü takvimlerden  bu yılın takviminin çiçek desenlerini geçen yılın takviminin  tıpatıp aynısı çalışmışlar. Ona ilave, başka çiçek desenli takvimler de var…Ben bu kez çiçek desenlilerin en soft, en sade olanını seçtim. Aşağıya örnek olarak küçük boylarını ekliyorum. Büyük boy download etmek isterseniz onlar da  burada 

Diğerlerine bakmayı da ihmal etmeyin, belki başka biri sizin favoriniz olur…

Her zaman olduğu gibi çiçek dışında bambaşka, güzel çizimli-desenli takvimler de var…

Ben bu yıl ayrıca tek sayfalı yıllık takvimlerinden aşağıdaki mini karavanlı ve Mary Poppins’liyi beğendim. (onların büyük boyları da burada ve burada )

tek syf1

tek syf2

İşte bu yılın çiçek desenli pek sade, pek cici takvimi…

f jan 1

f feb

f mar.jpg

f apr.jpg

f may

f jun.jpg

f jul

f aug

f sep

f oct

f nov

f dec

 

paylaş ki çoğalsın içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | 2 Yorum

Aralık 2018 – Aydöküm

Ufak tefek defoları, etkisi hafiflemiş ve küflenmeye terkedilmişleri de bir kenara bırakarak…. Sağlıkla, huzurla geçen 2018 için şükürler olsun evvela… Hoş geldi, güle güle gitti… 2019 da hoş gelmiştir dilerim… Kendisine geçen yıllarda da olduğu gibi çok fazla anlam ve beklenti yüklemedim. Geldiğinde nasıl kuş gibi hafifse kalbim, giderken de aynı hafiflikte olsun tek dileğim…

Zaten 12 ay sonra değil de, üç beş ay sonra uçup gidecekmiş hissiyatı içindeyim… Takvimler 365 gün / 52 hafta / 12 ay gibi bir süre biçiyor olsalar da, son yıllarda yaşadığım ve hissettiğim çok daha az, çok daha kısa… 🙂

Hele Aralık!.. Kapıdan bir girdi, bir kaç gün ancak kalıp pencereden pır diye uçuverdi sanki… 🙂

Çünkü bu ay oturup bir tanecik dahi film izleyemedim…İlçe sinemamıza gelmiş olan Müslüm filmine dahi gidemedim… Tam gitmek için fırsat bulup akşamlarımdan birini ayarlamıştım ki, gösterimden kalkıp yerine absürd komedi bir film konulmuş… İçimden gelmeyince ona da gitmedim.

Neyse ki öğrencilerimin test çözümlerinde okuma eylemlerim de devam etti…

kuyucaklı

İlkin bir öğrencimden aldığım Sabahattin Ali‘nin “Kuyucaklı Yusuf” romanını okudum… Kaymakamın evlatlık alıp Kuyucak’tan Nazilli’ye götürdüğü yetim Yusuf’un acıklı yaşam öyküsü… O yiğit ve suskun Yusuf’un içinde romantik ve hayli duygusal bir Yusuf var… romanda da aşk var… entrika var… kötülük var… zulüm var… beyaz ekranda bir Yeşilçam filmi izler gibi gerçekçi ve capcanlı sahneler, olaylar var… esas oğlan Yusuf’a paralel, esas kız Muazzez var… ha bir de kötü kadın Lale Belkıs’ı aratmayan Şahende var… Finale yakın acıklı durum hayli artmakta… final ise maalesef ki hazin… Ama okunmaya değer klasik bir eser… Film tadında bir kitap okumak istiyorsanız, mutlaka okuyun derim.

 

görünmez

İkinci okuduğum kitap ise Stefan Zweig‘ın “Görünmez Koleksiyon” isimli öykü kitabı oldu. Onu da biyoloji öğretmenimizden ödünç aldım. Kitabın içinde üç adet öykü var. Vurucu, peşi peşine bir solukta okunup bitirilecek  üç  kısa öykü…

İlki kitaba adını veren “Görünmez Koleksiyon”… Bu öyküde gözleri görmeyen yaşlı adamın, antik ve nadide koleksiyonuna aşkla bağlı olduğunu görüyoruz. Ancak eşi ve kızı, savaşın ardından çöken ekonomilerini bir parça ayakta tutabilmek için o nadide parçaları yok pahasına tek tek satmış, koleksiyoner amca ise bunu bilmiyor ve evine gelen antikacıya koleksiyonunun yerine konulmuş uyduruk parçaları özenle ve hevesle anlatıyor. Allahtan adamın kızı antikacıyı daha ilk gelişte bu konuda bilgilendirmiş de, gözleri görmeyen koleksiyonere karşı topyekun ustaca bir oyun oynanıyor. Dramatik ve gerçekçi bir öykü… anlatıldığı döneme güçlü bir ışık tutuyor. Anlatım ve kurgu açısından hayli güzeldi.

İkinci öykü ise “Unutulmuş Düşler” adını taşıyor. Öykünün girizgahındaki betimlemelere bayıldığımı söylemeliyim. Sıradan kırık bir aşk hikayesini ele alsa da kurgu ve anlatım olarak sevdim bu öyküyü…

“Karda” isimli üçüncü öykü ise tipik Yahudi filmlerinde olduğu gibi, yahudi mezalimi üzerinden yahudileri güzelleme çabası içinde… Artık sinema ve edebiyatın bir pazarlama, bir yönlendirme, bir algı yönetme sektörü olduğundan yola çıkarak bu kapsamdaki üretimlere kuşkucu gözlerle bakmadan geçemiyorum ne yazık ki… İrrite olduğum şeyi keşfettiğimde de soğuyor ve uzaklaşıyorum. Öyküde Yahudiler açısından okuru ajite edecek, sempati ve empati duygularını kamçılayacak hayli vurucu bir anlatım söz konusu iken, son paragraftaki metafor üzerine uzun uzun düşünmedim değil. Final açık açık Yahudi intikamına vurgu yapıyor. Okurunun da bu intikamı normalleştirmesini, bu duyguya empati kurup olabileceklere hak vermesini ister seziler mevcut… Alttan alttan, usul usul bilinçaltımızı şekillendiriyor. Şu anki Filistin katliamlarında bazı insanların acıma duyguları nasıl harekete geçemiyorsa, daha büyük katliamlar için işte bu tür güzellemeler sinsice zemin hazırlıyor. Bu öykünün katmanlarını kaldırıp anlam parçacıklarına ulaştığında bu halin mevcudiyetini görmek pek mümkün… Bu amacı ve işlevselliği nedeniyle de sevemedim bu öyküyü (tıpkı diğer aynı amaca hizmet eden filmler, romanlar, öyküler vesaire gibi)…

 

kureselhegemonya

Üçüncü okuduğum kitap ise kütüphaneden aldığım, Ramazan Kurtoğlu‘nun “Küresel Hegemonya Savaşları (İklim, Su, Gıda)” oldu… Denk geldiğimde yazarın tv kanallarındaki anlatımlarını kaçırmamaya çalışıyorum.. Kaçırdıklarımı ise sonradan you tube dan mutlaka izliyor, dinliyorum… Onu keşfettiğimden beri yeni dünya düzeni ve dünya siyaseti üzerine aklımdaki o kadar çok boşluk doldu ki, her kitabını satırların altını çizerek ve üstlerine düşünüp irdeleyerek okuyorum… Programlarındaki anlatımlarını da aynı hassasiyetle, pürdikkat ve üstüne düşünüp irdeleyerek dinliyor-izliyorum…  Zira Ramazan Kurtoğlu, dış dünyayı inanılmaz şekilde takip ediyor ve olayları-durumları mükemmel şekilde analiz ediyor. Siyaseti, sloganvari ezber sözlerle ona buna çakmaktan öte bir yerlerde görenlere yazarın kitaplarını şiddetle tavsiye ederim.

 

hayatta kalma

Unutmadan… geçen ay ikinci bir Doris Lessing kitabına başladığımdan söz etmiştim… Adı “Hayatta Kalma Güncesi”… Felsefik bir kitap… Neden bilmiyorum, kendimi zorlasam da asla ve kat’a giremedim ben bu kitaba… Sık sık koptum, sıkıldım, 5 sayfa dahi okuyamadan elimden bıraktım… Belki  mekan da zaman da uygun değildi… belki ben kitaba göre değildim, kitap da bana göre değildi… Olmadı… devamı gelmedi… Sanırım çok sessiz bir ortamda, aklım ve gözlerim yalnızca bana aitken bir kez daha denemeliyim… Belki o vakit peşine takılır, çokça severim. 🙂 Ya da aynı şeyi ikinci kez tecrübe ederim. 🙂 Yani; yine de ben bu kitaba bir şans daha vermeliyim. 🙂

aydöküm içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

01.01.2019 / yeni yıla not

Madde madde yazıp eldekileri motomot gerçekleştirme telaşesine düşmeden, baktığımda kendini hatırlatacak, listesiz bir “gerçekleştirilmek istenenler” postu olsun yeni yılımın ilk yazısı… Hatta hedef süresi, icraat sıralaması, -en çok da- takibi zorunlu bir meselesi  olmasın. Koşullamasın… Ağırlaşıp üstümde baskı kurmasın. Şuraya göz atıverdiğimde zihnimdeki ampulü yaksın yeter. Zira bazılarını sürekli erteliyor olmam beynimde bir yerlerde onları “yük”e dönüştürmüş olmamdan kaynaklı belki de… O yüzden nokta atışlı, somut bir “-ecek, -acak” dökümü olmasın…

Genel olsun… Derin olsun… İçi, o an hayat hangi güzelliği  getirmişse onunla dolsun… Şöyle ki; hayat oltaya güzel bir yem taksın mesela, ben o oltaya geleyim, yutayım hatta.. 🙂 Hoşluklar olsun, mutlu sürprizler olsun, beklenenlerin-istenenlerin fazlası olsun… Tabii ki çok şaşırtsın, hep hayrette bıraksın…

Benim şu sıradan, küçücük, miniminnacık beklentilerimin kat kat üstünde, kat kat iyisi, kat kat güzeli olsun. 🙂

Winter_Ground_with_Trees_PNG_Clipart_Image

Yıllarca tatlıdan uzak durmayı başarabilen ben hayatımın toplamı boyunca yemediğim çikolata ve tatlıyı 2018’de yedim. Beraberinde ucundan azıcıkla yetinemediğim kurabiyeler, kekler… Toplamda 7 kilo ile döndüler. 46 kilocuk bedenime -beni tanıyan herkesin söylediği gibi- iyi geldiler de… hiç olmayan göbüşümü yeni yetme hamileler gibi göstermekle kalmayıp belimi de kalasa çevirince çoğu kıyafetime girememe sebebim oldular. Çikolatayı bilemiyorum da tatlıyla arama uzun bir mesafe şart oldu. Kurabiyeleri, pastaları ise çok uzaklara taşınmış eski dostlar gibi özlemle anmam hayrıma olacak.

* * *

Amigurumi örmekten kaçardım hep… Minicik deliklere sık iğne batmak deli işi gelirdi. Normal ebatlarda bir kız bebiş ve bir ayıcıktan sonra, instagramda gördüğüm tiniminicik amigurumi kızları keşfedince.. yapma aşkıyla nasıl doldum anlatamam… İncecik tığ, incecik dantel ipleriyle hayalimdeki tasarımlara kavuşmak, üzerlerine yapacağım işlemelerin iğneleriyle o korktuğum kuyuyu azimle ve sabırla kazmak istiyorum. Bu azimle mermeri bile eritirim, biliyorum. 🙂

* * *

Bir vakit word sayfalarına hevesle ve iştahla dökümlerini yapıp sonra bulamadığım “zaman”ı bahane ederek uyumaya terkettiğim, ‘elinde bombayla bekleyen asker’ ve ‘Kilis’in arnavut kaldırımlı daracık sokaklarında kaderine koşan küçük kız’ artık uyansın, gün yüzüne çıksın istiyorum. (Ah, bu benim zihnimdeki en büyük yüküm, olacağı varken sebepsiz ötelere erteleyişim, belki de yüzleşmekten kaçışım… vazgeçmek istemesem de nedensiz vazgeçişim… Ama artık olsun istediğim…)

* * *

Yeni evle birlikte bir ayağımın Çanakkale’de olacağı hayali… Bunun için çok da fazla bir şeyler yazmak için erken… etkisini yaşadıkça göstereceği kesin… Benden şimdilik şükretmesi.. ve en kısa zamanda tamamlanıp yuvaya dönüşmesi… Sağlık, huzur olduğu sürece, gerisi günlerin getirdiğince…

* * *

İşimle ilgili zorunlu bağlılıklarım hariç çok şeyde iplerimi koparmayı diliyorum bu yıl… Çok gezeyim, çok göreyim, çok keşfedeyim… Ve tüm bunlardan yaşamıma çok şey katayım.

Olur mu, olur!

Hem neden olmasın!

sevgili günlük içinde yayınlandı | 6 Yorum