İki nefis film: “Jean de Florette” ve “Manon des Sources”

Bazı filmler var, izlerken “ayy ne güzel film” cümlesini defalarca defalarca içimden geçirdiğim…  Ki bittiklerinde beynimde ve kalbimde de yaşamaya devam ediyorlar uzun, upuzun bir süre… Bu hali pek seviyorum. Böyle olunca da bu filmi “benim gibi sevme olasılığı olabilecek kişiler” de keşfetsin, izlesin istiyorum. Çünkü damağımda bıraktığı lezzet öyle şeker, öyle tatlı ki.. onu keşfetmiş, ona ulaşmış olmam içimde büyük bir hazza gönlümde de binlerce şükre sebep oluyor. Bir başkasının haz ve şükür sebebi olabilme ihtimalim aklıma gelince de “bu filmi mutlaka paylaşmalıyım” arzusu ile dolup taşıyorum.

Yine öyle bir hal ve anda iken… az önce oturdum ve tadı hala dilimde, damağımda dolanıp beni mest eden iki filmi filmsever herkesle paylaşmak istedim…  “Sevdiklerim” kategorisi de böylece doğmuş oldu. Sevdiğim her şeyi bundan böyle bu başlık altında paylaşmak niyetim…

Her şey bir yana, birbirinin devamı olan 1986 yapımı bu filmlerden bugüne dek nasıl haberim olmamış, nasıl eksik kalmışım bunca zaman… ancak keşfetmiş olmama hem şaşırdım, hem hayıflandım. Zira bu iki filme ben çok çok bayıldım… Bir kere, en sevdiğim “kırlar” her ikisinde de ana mekan… doğa ve doğaya ait güzellikler filmi öyle süslemiş ki, hani diğer her şey çok berbat olsa, sırf o muhteşem manzaralar için izlemeye değer… Ama ! Bu güzelliğinin yanı sıra, her iki film konusuyla, oyuncularının performanslarıyla… vuruculuğu, çarpıcılığı ve insanı ters köşe eden hali ile öyle etkileyici, öyle sürükleyici ki… dönüp dönüp bir daha izlenecek filmler listeme anında ekledim… Artık ne zaman, eskiden izlediğim bir filme yine sığınma yine sarılma gereği duysam elim mutlaka bu ikisine de gidecek.

İkilinin ilki olan Jean de Florette filmi, çok eski bir minibüsün karanlık bir saatte kasaba sokaklarından geçip kırlara yakın bir yerde durması ile başlıyor. Bu minibüsle gelen, Soubeyran ailesinin geriye kalan iki üyesinden biri olan Ugolin isimli, şapşalak bakışlı genç bir adam.

js 13

Askerden dönmüştür ve artık bu köyde amcası La Papet ile birlikte yaşayacaktır. Türk filmlerinde Ali Şen’in canlandırdığı tipik çıkarcı ve hin karakterleri hatırlıyor musunuz? Hah, amca tam da o karakterlerden  biri… bastonu da var…  🙂

js 4

Ugolin geldiği yerden karanfil fideleri getirmiş, binlerce karanfil yetiştirmek gibi bir hayali var. Bu hayalini amcasına açtığında sulak bir toprağa ihtiyaç duyduklarını fark ediyorlar. İstedikleri su kaynağı da az ilerilerindeki terkedilmiş evin bahçesinde. O eve ve bahçesine bir şekilde sahip olmaları gerek ki hayallerine kavuşabilsinler.

js 5 b

Sahip oluncaya dek saklı tutmak üzere o bahçedeki su kaynağını çimento ile kapatıp unutulmuşluğa terk ediyorlar. Arazinin satışı kendilerine olumlu döndüğünde açıp hayallerini gerçekleştirecekler. Filmin ilerleyen sahnelerinde öyle şeyler yaşanıyor ki, bu ikilinin o araziyi elde etmek için yapamayacağı şey yok.

js 2 b

Derken atlı arabada birkaç parça eşyaları ile birlikte küçük bir kız, güzel bir anne ve kambur bir babadan oluşan bir aile, bu arazideki eve yerleşmek üzere tıkır mıkır geliyorlar. Ev, adamın annesinden miras kalmış… ve uzun süre vergi tahsildarlığı yapmış olan bu adam, artık şehir hayatından bıkıp hayallerini de yanına alarak, ailesi ile birlikte kendini kırlara atmış. Hayallerinin en çok da suya ihtiyacı var!

js 7 b

js 6

2 saat süren bu filmin içinde, insanı büyüleyen, sersemleten, o duygudan o duyguya taşıyan, kah güldüren,  kah kızdıran, kah da coşturan öyle vurucu, öyle etkili sahneler var ki… son 15 dakikaya dek bu hal böyle devam ediyor. Son 15 dakika ise izleyicinin alt üst olduğu vakit… Manon des Sources  bu yüzden devam filmi olarak çekilmiş… o yarımlık hissinin bütünlenip allak bullak olmuş kalbimizin normal ritmine yeniden kavuşması gerek…

js 9 b

js 10 b

js 12.jpgb

 

Türkçeye “Manon’un Pınarları” olarak çevrilmiş olan ikinci film,  Manon des Sources’da ailenin küçük kızı büyümüş artık. Ve çok güzel bir genç kız olmuş.

ms 1

Annesi şehir hayatına dönmüş ama o bu köyde kalmayı tercih etmiş… “Gliiii gliii” gibi çok hoş bir ses çıkaran, çok da iyi-çevik bir keçi çobanı o…

ms 2

Ve ona aşık iki kişi var… o da haliyle birine aşık olduğu için, aşkına karşılık bulamayan diğer aşık adına hayli acıklı sahneler var… Birinci filmden bu aşığı tanıdığımız için (spoiler vermemek adına kim olduğunu söylemiyorum, belki de  anlamışsınızdır) acınası hallerine pek de üzülemiyoruz ama itiraf edeyim sevdiği kızın kurdelasını kalbinin üstüne dikerken acıma duygum tavan yaptı… Birinci filmde olduğu gibi su sorunu bu filmde de ana mesele… Ancak bu kez çark tersine dönüyor ve sorunun hedefi haline gelenler, sorunun ortaya çıkmasında gözü ve parmağı olup da susanlar oluyor. Yine çok çok şaşırtan, vuran, silkeleyen, ters köşe yapan sahneler var. Doğa en güzel halleriyle öyle muhteşem öyle nefis ki yine… insan o an, orada, o güzelliklerin içinde olmak istiyor.

ms 3

Hasılı hiçbir sahnesi boşuna çekilmemiş iki film. Senarist ince ince düşünmüş de yazmış… Yönetmen deseniz, neyi nerede ve kiminle vermek istemişse hepsini kararında ve yerinde vermiş… Gerard Depardieu , kambur rolü ile müthiş bir performans sergilemiş. Şapşal  ama aynı zamanda köylü kurnazı rolünü başarıyla gerçekleştiren Daniel Auteuil ise başlı başına bir efsane… (Başka filmlerini araştırmak üzere google’da tarama yaparken ulaştığım detaya da ayrıca şaşırdım: Meğer Manon des Sources’ün güzel oyuncusu Emmanuelle Beart (Manon)  ile Daniel Auteuil  (Ugolin) gerçek hayatta evli imişler.)

ms 4

İkinci filmde çok güzel buharlı tren sahneleri ve karanfil bahçeleri var… her ikisinde de mızıka sesi var… sokakta çocuklar gibi oyun oynayan koskocaman adamlar var… el fenerleri var… mum ışığı var… gaz lambaları var… hasır sepetler var… su kuyuları ve sarnıçlar var… birinci de kısa da olsa nefis bir kar manzarası var… hasat zamanları var… çok sevimli tavşanlar var… neşe var… umut var… ama hüzün de var… öfke de var… ve tabi iyilik de var kötülük de var… çoğunlukla da iyi ile kötünün çatışması var… Türü ne diye soracak olursanız tek bir tanım yapamam… dram, trajedi, suç, romantik, komedi, kırsal gibi pek çok türü içinde barındırıyor… dram ve trajedi en ağır basanlar …

ms 5

Hani aydökümlerimde sevdiğim bir filmi önerirken “izleyin” diyorum ya… Bu filmleri mutlaka ama mutlaka izleyin!

Reklamlar
Bu yazı sevdiklerim içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to İki nefis film: “Jean de Florette” ve “Manon des Sources”

  1. Geri bildirim: Şubat 2018 – Aydöküm | ruşyena

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s