Ekim 2019 – Aydöküm

10 günlük meydan okumaya başlayınca araya girip akışı bozmak istemedim. Böyle olunca da bu zamana kaldı Ekim aydökümüm. Sırada bekleyen başka postlar var, beklemede kalan postlarımı erteleyip süründürmek gibi bir huyum da var, o yüzden hemen yazıp bitirmek istiyorum.

İzlediğim filmlerle başlayayım o halde.

TRT 2 de Türk filmi “Kızkardeşim Mommo” ya denk geldim bir akşam… Uzun zaman önce adını ve gerçek hayattan alındığını duyup aklımın bir köşesinde bekletmeme rağmen izlemek için hiç de çaba sarfetmezken, böyle apansız önüme gelişi ile hem sevindim, hem merakım arttı. İyi ki izlemişim nitelikli bir dram filmi buldum. Hele de Türk filmlerine olan önyargımı kırmak istediğim ve aslında bizim filmlerimiz içinde de çok fazla güzel film olduğuna ikna olmak istediğim bu döneme denk gelmiş olması da çok hoşuma gitti. Film ne kadar acıklı, iç acıtıcı olsa da, o kadar sıcacık, sarıp sarmalayan bir filmdi. Anneleri ölen, babaları başka bir kadınla evlenen, biri kız diğeri erkek iki küçük kardeşin yokluk, yoksulluk ve yoksunluk içindeki acıklı hayatlarına ışık tutulmuş. Bazı sahneleri izlerken içimden “bu bir film” deyip dursam da, belki de gerçek hayattan alınmış olduğunu bildiğim için, belki de oyuncuların rollerini hakkıyla gerçekleştirmiş olmalarından, belki de tüm bunların hepsinden ve iki küçük çocuğun içimizdeki tüm pozitif insani duyguları harekete geçirmiş olmasından hüzünlenerek izledim.

.

Bir akşam da TV8 de “Müslüm” filmine denk geldim. (Bugünlerde aynı kanalda tekrar ve tekrar yayınlanıyor bu film. 15 Kasımda yine var. İzlemek isteyenlere hatırlatayım. ) Film kamuoyunda çok beğeni almış olsa da, ben aman aman çok sevmedim. Biyografik filmleri seviyorum, hele hele ülkemizde biyografi türünde pek fazla film olmadığı için bu türün filmlerini önemsiyorum ancak gerçek hayattaki iki karakterin yetişkin olarak filmdeki yansımalarına ısınamadım, gerçekte kim olduklarını görerek-gözlemleyerek bildiğim bu iki insanı, filmdeki halleri ile çoğu zaman bağdaştıramadım. Muhterem Nur gerçek hayatta asil, kendinden emin ve dimdik durabilen bir kadın profiline sahip iken, filmde onu canlandıran kadın hayatın sillesini yemiş ve oraya buraya savrulmuş, zavallı bir kadın profili çiziyor. Yokluktan gelmiş, pavyonlarda çalışmış bir kadın olsa da Muhterem Nur’un görüntüsü hiç bir zaman öyle ucuz ve sıradan olmadı. Müslüm Gürses de hakeza. Psikopat bir profil çizilmiş ve onu canlandıran karakterde gerçek Müslüm Gürses’in yüzündeki tebessüm, sevecenlik, sesindeki sıcaklık yok. Üstelik seslendirilen şarkılar hep detone. Keşke kendi sesinden şarkılar kullanılsaymış. Yaşantı olarak onların geçmişlerini gayet net ortaya koymuş, geçtikleri yolları, evreleri objektif bir biçimde dile getirmiş olabilir ama karakter seçimleri -ya da- karakterlerin rollerine gerektiği kadar girememiş olmaları filme ket vurmuş. Ben orada gerçek Muhterem Nur ve Müslüm Gürses’ten izler görmek isterdim, fiziksel benzerlik adına anıştırmaları var tabii ki, kastettiğim bu değil. Hani şu günlerde ata binip sokaklarda dolaşan ve kendini Atatürk sanan bir adam var, sembolize ettiği kişi ve değerler adına nasıl iğreti ve basit duruyorsa, bu filmdeki oyuncular da Muhterem Nur ve Müslüm Gürses adına çok eksik ve çok yetersiz kalmış. Yine de gerçek yaşamlarından izler bulmak güzeldi ve hele de o yaşamlar acıklı iken, acımadan-hüzünlenmeden izlememek mümkün değildi.

.

Bu ay izlediğim üçüncü Türk filmi de internetten izlediğim “Bal” oldu. Ağustos-Eylül Aydökümümde üçlemenin ilk iki filmi “Yumurta” ve” Süt”ten söz etmiştim. “Bal”la birlikte bu seriyi bitirmiş oldum. Yaşam çizgisine göre birinci film Bal (çocukluk), ikinci Süt (ergenlik), üçüncü Yumurta (yetişkinlik) olması gerekirken yönetmen sıralamayı tersten başa doğru yapmış. Yetişkinlik, ergenlik ve çocukluk diye gidiyor. Ve bal filminde de ilk iki filmde izlediğimiz büyük Yusuf’un çocukluk dönemine tanık oluyoruz. İlk iki filmde Yusuf’la ilgili merak ettiğimiz sorular da bu filmle cevap buluyor ve bu film üçlemenin çözümü oluyor. Aynı zamanda yetişkin ve ergen Yusuf’un yaşamının nasıl şekillendiğini de açımlıyor bu film. Seçilen çocuk karakter filmi almış götürmüş. Baba da rolünün hakkını iyi veriyor. Anneyi bazen yapay ve donuk bulduğum oldu. Yine de akıştan koparacak kadar etkilemedi beni. Ah bir de nefis doğa manzaraları, ormanlar, ağaçlar, kırlar vardı. Bu üçlemeyi çok sevdim. İleri yaşlarımda yine dönüp izlemek isterim.

.

İnternetten izlediğim filmlerden biri de “Gemma Bovery” (Aşkın Dili) idi. Romantik Fransız filmlerini seviyorum. Bu film de Fransız ve İngiliz ortak yapımı. İngiltere’den Fransa’ya yaşamak için gelmiş bir karıkoca ve çevrelerindeki insanlarla ilişkilerini konu alıyor. Bu çiftin Fransız bir komşusu var. Adam okuduğu madam Bovary kitabının ana karakterlerini bu yeni komşularda buluyor ve onların yaşamlarında o romandan izler sürüyor. Kadın da ona malzeme vermekte geri kalmıyor, bir süre sonra gencecik bir delikanlı ile yasak bir ilişkinin içine düşüyor. Kadın, komşu adamın takıntısı haline gelirken, genç delikanlı da kadının takıntısı haline geliyor. Derken bu yasak ilişki trajik bir olayla noktalanıyor. Tabii bunlar tek düzlemde anlatılmamış, flashbacklerle geçmiş ve şimdi harmanlanmış. Ayrıca komşu adamın eline geçmiş bir günlük var, o da zamansal geçişlere ışık tutuyor. Büyükler için bir film, açık-seçik sahneler var onu da belirteyim. Bu filmi aslında çiftlikte geçen filmler arşivime katmak için izlemiştim, çünkü açıklamasında İngiliz çiftin Fransa Normandiya’da bir çiftlik satın aldığı yazıyordu. Kırsalda bir ev almışlar ama filmde çiftlikten ve çiftlik hayatından belirgin bir iz yok. O yüzden çiftlik temalı filmler kategorime katmıyorum.

.

Bir diğer izlediğim film de “Love & Friendship” (Aşk & Dostluk) oldu. İngiliz dönem filmi olması sebebiyle hevesle ve ilgiyle başladım izlemeye ama her an kapatma hevesiyle de filmi zar zor bitirdim. Tamam bu türün filmleri durağan ve sakin ama bu filmde bu özellikler iyice tavan yapmış. Son derece sıkıcı ilerledi konu… Jane Austen romanından uyarlanmış olması hatrına, bir de ‘izlediğim dönem filmleri listem’e eklemek adına sürüne sürüne sonunu getirdim. Ortada ne bir aşk vardı, ne de dostluk… bu kavramların derinliğini beklerken kabukla başbaşa kaldım. Bitti neyse ki! Film Jane Austen’ın “Lady Susan” isimli romanından uyarlanmış. Eşini kaybettikten sonra eşinin akrabalarının yanına sığınan Lady Susan ve daha sonra annesinin yanına gelen yetişkin kızı Frederica ile civardaki erkekler ve aralarındaki ilişkileri konu alıyor. Bir neşe, bir gizem, bir heyecan da yok ki, entrikalar bile yalın ve yavan seyrediyor. Bence tüm suç yönetmenin…

.

Bu ay izlediğim diziyi çok beğenip sıcağı sıcağına gelip şurada paylaşmıştım. Tess of the Durbervilles bayıldığım bir dönem dizisi oldu. İngiliz dönem dizilerini ve roman uyarlamalarını sevenlere şiddetle öneririm. Gemma Bovery – Aşkın Dili filmindeki Gemma Arterton burada da başrolde.

Bu ay kitap okumadım. Çünkü okuma saatlerimde hep yazdım. Hani bilgisayar çökünce son halini kaybettiğim roman müsveddelerim vardı. İşte onları yeniden yazdım. Hatta daha da geliştirdim. Bu hale gelince de iyi ki kaybolmuşlar diye sevindim. Çünkü bu hallerini daha çok sevdim. “Her şerde bir hayır vardır” sözünü deneyimleten bu durumla yazma şevkim daha da arttı. Umarım sebat eder süründürmeden bitiririm.

Bu yazı aydöküm içinde yayınlandı ve , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

16 Responses to Ekim 2019 – Aydöküm

  1. Ecehan dedi ki:

    Filmleri not aldım ama roman müsveddelerini heyecanla beklemeye başladım bile… Ne harika, çok çok kutluyorum sizi ❤

  2. rusyena dedi ki:

    Teşekkürler Ececim… sancılı bir süreç… sırf bu sebeple hep evde olmak istiyorum… ve ben de çok heyecanla bekliyorum. 🙂

  3. özlem dedi ki:

    Ne kadar güzel filmler izlemişsin, ben bu sene pek vakit bulamıyorum.
    Sevgiler,

  4. rusyena dedi ki:

    İnşallah eski rutinine en kısa zamanda kavuşur, bu günlerin acısını çıkarırsın Özlemcim… Acil şifalar diliyorum abiciğine ve anneciğine…

  5. Beyhan dedi ki:

    Film tercihlerinizi çok beğeniyorum

  6. Naciye dedi ki:

    Romanınız kısa zamanda tamamlanır, yayınlanır ve biz de hemen okuruz inşallah Ruşen Abla😊. Film tanıtımlarınızı okumak da keyifli ve faydalı oluyor ablacığım. Teşekkürler.
    Sevgilerimle…

  7. rusyena dedi ki:

    Çok teşekkürler…

  8. rusyena dedi ki:

    Naciyecim, bazen hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor, taslakta beklettiğim çok şey var, hepsini yazmak yıllar sürecekmiş gibi geliyor… bazen de başlamak bitirmenin yarısıdır diyerek kendime cesaret veriyorum… ah biter inşallah!… 🙂

  9. Yaa kitap konusuna çok sevindim 🙂 hayali bile güzeldir ❤

  10. rusyena dedi ki:

    Uzun zamandır taslak olarak bekliyor ama ancak hayalim olabildi sanırım… artık yazıp bitirmek istiyorum… hissettiğim şey güzel bu yüzden… 🙂

  11. Çok güzel haber, harika ❤

  12. Filmleri not aldım. Bu sıra film izlemeye sardım. izlerim inşallah:)

  13. rusyena dedi ki:

    ❤ ❤ ❤

  14. rusyena dedi ki:

    Keyifli izlemeler diliyorum… ❤ Güzel filmlere üst üste denk gelmek izleme şevkini de artırıyor. Bu noktada tavsiye filmler işi kolaylaştırıyor.

  15. Tülin dedi ki:

    Filmleri not alıyor, kitabını sabırsızlıkla bekliyorum canım.
    Ha gayret!

  16. rusyena dedi ki:

    Ayy teşekkür ederim… “Ha gayret!” ne iyi geldi… ❤ ❤ ❤

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s