Kasım Meydan Okuması – 6

Bir şehir olsan hangi şehir olurdun? Neden?

Bir şehre yaşamak için ilk kez gitmek zordur. Güven tesis etmek zaman ister, ne nerede öğrenmek zaman ister, alışmak zaman ister, kaynaşmak zaman ister… Her şehir ilk gelen için tam da bu gerekçelerle aynı mesafede, aynı değerdedir. Ama bir şey var ki, ilk gittiğin şehirde sıcacık bir hoş geldini duymak her şeye bedeldir. Çünkü gittiğin her şehir -hele de çok uzaklardan gelmiş ya da çok uzun yıllar kalacak, belki de artık oralı olacaksan- gurbetin ta kendisidir. Komşun kapını tıklatıp elinde bir tabak bişeyle (ne olduğu hiç önemli değil) sıcacık bir hoş geldin dese dünyalar senin olur, o şehirle birlikteliğin daha çabuklaşır, daha kolaylaşır. Çünkü insan en çok da, -hele de çok genç yaşlarda ise- olur da başına bir hal gelirse kime koşacağının kaygısıyla doludur. Sevincini paylaştığı kadar hüznünü de paylaşmak ister. Geride bıraktığı yakınları, dostları, arkadaşları artık yoktur ama en azından kapısı çalınsın, hali hatrı sorulsun, sonra kendi arasın- hal hatır sorsun, yardıma koşsun, yardımına koşulsun, böylece yeni dostluklar, arkadaşlıklar kurulsun ister. Şehir yalnızlık değil, kalabalıktır. Kalabalıklar içinde yapayalnız, bir başına olmak er ya da geç an gelir insanın canını acıtır.

Tüm bu sebeplerle yeni bir şehirde insan, en çok da insanın yakınlığına muhtaçtır. Sıkıfıkı, samimi birliktelikler değil, içten bir selam, hafif bir tebessüm, nazikçe söylenen bir günaydın ya da iyi günler, iyi akşamlar yeter de artar bile. Alt komşunu hiç tanımazsın, hiç oturup konuşmamışsındır ama bir söyleminden, bir davranışından ondan sana asla zarar gelmeyeceğini anlarsın. İçin rahat eder.

Sonra gün gelir bir bakarsın o şehir evin olur, yuvan olur. Bir gün ayrılacak olsan bile, ileride yine gelip bir görüp gitmek istersin. Çünkü özlersin, yad ettikçe sevdiğini hissedersin. Göresin gelir.

Kocacıkla evlendiğimde 20 yaşındaydım. Onun görevi nedeniyle çok taşındık, çok il-ilçe değiştirdik… Dolayısıyla bambaşka kültürlerle tanıştım, bambaşka ve fazlaca insan tanıdım… Gelin gidip anne olduğum Kayseri’yi yaşadığım her yerden ayrı tuttum. Ne zaman hatırlasam, sevgiyle yadeder, özlerim… Komşularımı, şehrin imkanlarını, aradığım şeyleri kolayca bulmamı, dümdüz yollarını, pencerelerimden her vakit seyrettiğim Erciyes Dağı’nın muhteşem manzarasını, yazın kurak olsa da serin olan havasını, kışın büyüleyici karını. Ararım.. sağlık koşullarını, hümanist doktorlarını… Varsın denizi olmasın.. sıcacık, sevecen, artniyetsiz bir dolu insan vardı, o nasıl iyi geldi bana… Zira oralardan uzaklaştıkça deniz masmavi, serbestlik-rahatlık belki çok daha fazla, ama insanlar da daha umursamaz, daha sevgisiz, daha merhametsiz, daha bencil, daha çıkarcı ve daha hızlı hem riyada, hem arkadan vurmada…

Ben bir şehir olsaydım Kayseri olmak isterdim. 7 yılımı geçirdiğim sevdiğim şehir, Kayseri’m…

Bu yazı meydan okumalar içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

4 Responses to Kasım Meydan Okuması – 6

  1. Benim de kanımda Kayseri aşkı vardır 🙂

  2. rusyena dedi ki:

    ay harika…

  3. Tülin dedi ki:

    Kayserii….Benim de bu yaz gezmek için gittiğim bir şehirdi.Gerçekten yaşanılası bir yermiş onu anladım.Ben de çok sevmiştim.

  4. rusyena dedi ki:

    Tülincim, daha da çok büyümüş, gelişmiş şimdi… çok ama çok merak ediyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s