Haziran 2018 – Aydöküm

Yaz tatilimin ilk ayı bitti… İçine sığdırdığım huzurlu Ege tatili ve hem evlatlı, hem keyifli bayram süreci ile anılar alemindeki  yerine çoktan yerleşti. Sayılı günlerdi… sırası gelen  yaşandı, miadını tamamlayan hayat denen döngünün şimdisinden tek tek koptu,  ayrıldı ve mazide kendine bir yer bulup saklandı. Şimdi damağımda çoğunluğu bal … az biraz kekremsi, (gıda zehirlenmemden dolayı) birazcık da acımtırak tat…   Yine de şükredilesi.

Bir de tık tıklarımı basarken “ülkem için hayırlısı ne ise o olsun” dilediğim, mantığımı asla kiraya vermediğim  seçim süreci… Şu yaşıma dek belki de sağlıktan sonra en fazla şükrettiğim şey; hayatımda yer eden her ama her şeye fanatizmden uzak gözlerle bakabilme becerim ve azmim ki Allah beni ne evladımın, ne eşimin, ne beğendiğim/sevdiğim herhangi birinin, ne de sempati duyduğum şeylerin körü körüne itaat eden azılı bir fanatiği yapmasın yeter ki!..  Fanatik insan duygularının esiri… kalbinin kölesi! Dar bakışlı… toptan kabulcü, toptan retçi!… Ve maalesef çabuk kandırılası… kolay güdülesi!…

Hazirandı… Mevsimlerden yazdı… Lakin günlerdir durma gök delindi, yağmurlar dinmedi. Temmuzda terasımda daha fazla vakit geçirmek hayalim… Çiçeklerim şenlenip domateslerim biberlerim serpilip büyürken onlarla daha yakın göz temasında olamamak eksikliğim, boşluk sebebim.

Okul zamanı vakit ayıramadığım bazı arkadaşlarımla kamp dönüşü daha çok birlikteydim. Dolayısıyla hava serin ve kapalı olsa da eve mahkum olmadım, bir yerlerde birileri ile kalabalıklar içindeydim. Sanırım son onbir yıl içinde arkadaşlıkları-dostlukları pekiştirdiğim, en verimli en keyifli süreci son yirmi gün içinde yaşadım. Yine de bir başına olmayı hala çok seviyor, her fırsatta keyfini sürmek için çabalıyorum.

Böyle anlarda da en sevdiğim şey izlemek ve okumak…  Özellikle izlenecek-okunacak listemdeki satırlara birer tık attıkça çok ama çok mutlu oluyorum. 🙂

Şurada yaptığım paylaşımda, blog aleminin keyifli aktivitesi “limonata tadında film maratonu” için listemi hazırlamış, yaz boyu izleyeceğim filmleri not düşmüştüm. İzleme serüvenimi bu liste ile sürdürmeye çalışıyorum. Yine de kocacıkla birlikte liste dışı izlediğimiz filmler de olmuyor değil. Ben ne kadar dram seviyorsam o da o kadar bilimkurgu seviyor ve ortak izlemelerimizde de hep onun istekleri galip geliyor. 🙂

the-space-between-us-2

Öyle vakitlerde listemde olmayan üç bilim-kurgu filmi izledim. İlki Bu Dünyanın Dışında  (The Space Between Us. ) Aslında film yapım tarihi olarak “limonata tadında film maratonu” listesine alınacak tarihte, yeni bir filmmiş. Ben hep dram odaklı araştırma yaptığım için bu filmi es geçmişim. Mars’ta kurulacak koloni için Mars’a giden bir kadın burada bir bebek dünyaya getiriyor ve ölüyor. Film, bu bebeğin büyüyüp merak ve romantizm eksenli arayışlar içine girmesi ile bilimsel tarafından uzaklaşıp duygusal bir akışa doğru evriliyor. Saf ve masum bir aşkı konu alan, uzay ve dünyadaki yaşam farklılıklarına dikkat çeken, bazen hüzünlendiren bazen gülümseten, vakit geçirmelik-hoş bir film. Ana karakter bir teenager olunca da duygusal-romantik bir gençlik filmi demek yanlış olmaz. The Passengers’ı sevenler bu filmi de seveceklerdir.

 

What-Happened-to-Monday 2

İkinci izlediğim bilim-kurgu Yedinci Hayat (What happened to Monday?) oldu. Filmde 7 kız kardeş var, hepsi karakter ve kişilik olarak birbirlerinden farklı olsalar da, tip ve yüz olarak birbirlerinin tıpatıp aynılar. Babaları isim olarak herbirine haftanın günlerini vermiş ve onları yaşadıkları toplumdan izole bir evde kimseler haklarında hiçbir şey görmeden-bilmeden bir gizlilik içinde yetiştirmiş. Çünkü yaşadıkları dönem, artan dünya nüfusunun  kontrol altına alınmak istendiği, ailelerin tek çocukla sınırlandırıldığı, baskıcı ve zor bir dönem. Bu kurala uymayanlar şiddetle cezalandırılıyor. Filmde atlamak isteyen olursa not düşmek istediğim bir iki açık-seçik sahne  var. Onun dışında konu itibariyle düşündürücü bir film. Örneğin, günümüzde her kafadan, her noktadan duyageldiğimiz “dünya nüfusu artıyor ve kaynaklar gelecekte insanlara yetmeyecek”  teorisi beyninizde yeniden yeniden çakıp duruyor. Film de sanki bunu pekiştirmek ister gibi… Oysa ki bunun tersi olan “hayır, evrende kaynaklar sınırsızdır, insanın ihtiyacı sınırlıdır” teorisi, bunun bir aldatmaca, bir oyun olduğunu içten içe hatırlatıyor. Malum kapitalizm bizi hep almaya-tüketmeye yöneltirken ilk teorinin de geçerli kalması için çaba sarfediyor. İşte bu film, bu iki teori üzerine düşünmek ve araştırmak için iyi bir sebep. Kızların dramatik sahnelerine takılı kalmadan, filmdeki atmosferi sorgulamak adına izlenmesi gereken bir film… Mesela ben bu filmi izledikten sonra dünyayı ve insanlığı tasarruf ve tutumun kurtaracağına kesin kanaat getirdim. Ama önce hükmünü süren kapitalizmin yerle bir olması gerek… İnsanlık daha fazla onurunu kaybetmeden bu mucize bir gün gerçek olabilir mi?! Neden olmasın!

 

Arrival 2

İzlediğim üçüncü bilim-kurgu ise Geliş (Arrival) idi. Film, Ted Chiang’ın “Story of Your Life” isimli hikayesinden uyarlanmış. Bir gün dünyaya uzaylılar geliyor ve dilbilimci olan bir adam onlarla insani bir ilişki çerçevesinde iletişim kurmak  istiyor. Ordu ise tam tersi, sertlikten, zorbalıktan yana… Tabii bunun bu dereceye gelmesi için, yakalanmak istenen o iletişim süreci üzerine şekillenmiş pek çok sahne var… Bu hali ile de, böyle bir durumla karşılaşma olasılığı olan izleyiciye kendi tepkisinin nasıl olacağını da sorgulatan bir film… Bazı sahneler sıkıcı ve yersiz germelere sebep  olduğu için çok da keyifle izlediğimi söyleyemem. Yine de sonuna dek bekleyip finali nasıl bitirdiklerini görmek istedim. Bunu beklerken de kendi kendime sormadık soru bırakmadım… Cevapları mı?…. düşündüm-taşındım… acaba şununla şu mu anlatılmak istendi deyip dursam da, film süresince net bir karşılık bulamadım. 🙂

 

little forest 2

Ve gelelim benim çok severek izlediğim “limonata tadında film maratonu” listeme… Listemden ilkin çiftlik konulu bir film olan Küçük Orman (Little Forest) isimli filmi seçtim. Bir Güney Kore filmi idi ve keşfettiğim anda okuduğum hikayesiyle kalbimi çoktan fethetmişti. Konusuna gelecek olursam, annesi tarafından terkedilmiş gencecik bir kız, işini ve şehirdeki yaşamını bırakıp çocukluğunu geçirdiği köye gelerek eski evlerine yerleşiyor. İlerleyen sahnelerde şehir yaşamındaki beslenme tarzının  ve çocukluğuna olan özlemin bu dönüşte önemli etken olduğunu öğreniyoruz. Aynı köyde yaşayan iki çocukluk arkadaşı da bir süre sonra filme dahil oluyor ve film, çiftlik yaşamının yanı sıra insan ilişkileri üzerine de örüyor örgüsünü… Sırasıyla kış-ilkbahar-yaz-sonbahar mevsimlerinin geçiş güzelliklerine tanık oluyoruz bol bol… yöresel yemeklerin pişme serüvenlerine… tarlaların, bahçelerin büyüleyici hallerine… Öyle çok fazla aksiyon yok ama insanı alıp götüren bir film… Başlarda bir kaçış öyküsü gibi görünse de, kişinin kendini arama ve bulma sürecini masum ve naif bir anlatımla ele almış bu filmi ben çok sevdim…

 

the bookshop 2

Listemden izlediğim ikinci film ise Sahaf (The Bookshop) oldu. Yine durağan ve sakin bir filmdi ama kendini çok çok sevdirdi. Penelope Fitzgerald’ın aynı adlı romanından uyarlanmış. İngiltere’de bir kasabaya gelip küçük bir kitapçı dükkanı açan kadının bu kasabada karşılaştığı zorlukları konu alıyor. Kadına dükkanında yardım eden bir de küçük bir kız var. Filmin sonunda kadından çok, bu küçük kızın dayatmalara nasıl karşı geldiğine tanık oluyoruz ki, filmi durağanlıktan çıkarıp finalle birlikte bittikten sonra da akıllarda yaşatan, devamını sağlayan en etkili, vurucu sahne de sanırım o. Kitapları, kitapçı dükkanlarını, İngiliz dönem filmlerini seviyorsanız, es geçmeyin, izleyin derim…

 

the glass castle 2

Listemden izlediğim üçüncü film Camdan Kale (The Glass Castle) idi. Film Captain Fantastic’le çok benzer. Onun gibi, ailesinin-çocuklarının özgürlüğünü okulsuz, harcamasız bir yaşamda arayan bir baba var. Belli bir zamana dek bu isteğini gerçekleştirebiliyor ama yerleşik bir yaşama geçmeye ve çocukların okulla tanışmasına daha fazla karşı koyamıyor. Anne ise kendi havasında… resimlerinde bir gün ünlü olacak muhteşem bir ressamın ayak izlerini görüyor. Karnının aç olduğunu söyleyen küçük kızına, “zaman harcayıp yapacağım yemek 1 saat sonra yok olup gidecek ama bak bu yapmakta olduğum resim bu dünyada hep kalacak” diye karşılık veren  ve resmini yapmaya devam eden annenin ruh halini varın siz düşünün…  İşte bu hal ve ortam dahilnde büyüyen çocuklar gün gelip birer yetişkin oluyor ve en çok da annesinin yemek yapmadığı o küçük kız, nişanlılık evresini, ailesini vesaire sorgulama sürecine giriyor. Ailecek izlenecek, hoş bir film. Film gerçek yaşamdan alınmış ve sondaki jenerikte ailenin gerçek bireylerini görüyor, daha da etkileniyor insan… Vay be, tüm bunlar gerçekmiş ha!

 

euphoria 2

Gelelim listemden izlediğim dördüncü filme. Adı Euphoria. Dramın en kuvvetle damıtıldığı filmlerden biri… Uzun zamandan beri birbiri ile görüşmeyen iki kız kardeş bir araya geliyor ve bilinmeyen bir yere doğru gizemli bir yolculuğa çıkıyor. Bir süre sonra gelinen yerin bir geçiş noktası olduğunu anlıyoruz. Kardeşlerden büyük olan ölümcül bir hastalığa sahip ve sonunun dramatik bir şekilde olağan haliyle gelmesini beklemeden, daha az acı çekerek, orada, kız kardeşinin yanında öl(dürül)meyi istiyor. Film her ne kadar bir ötenazi serüvenini konu alsa da iki kızkardeşin yıllar sonra birbirini bulması ve geçmişleri ile hesaplaşmasını konu alan, duygusal, melankolik, depresif bir film. Aynı zamanda aksiyonsuz, durağan ve şaşırtmacasız da… Sıkılmam derseniz, izlemeden geçmeyin.

 

the village 2

Listemde 30 adet film vardı ve etkinliğe ay ortasında katılmış olmamı da göz önüne alırsak izleme sayımda pek de fazla yol katettiğim söylenemezdi. Buna sebep, dışarılarda çok oluşumla birlikte, evde boş zamanlarımda The Village dizisinin peşine düşmüş olmam, diyebilirim. Her bölümü 1 saat olan The Village’ın yayınlanan iki sezonunu ve tüm bölümlerini soluksuz bitirdim. Sonuç olarak, ben bu diziyi çok sevdim… Kırsalda geçen İngiliz dönem dizilerini seviyorsanız kaçırmayın izleyin derim.

 

sapiens 2

Geçen yıldan beri okuma listemde olan birbiriyle bağlantılı iki kitaptan ilki, Hayvanlardan Tanrılara-Sapiens’i okudum Ilıksu’daki kamp günlerimizde. Kitap oldukça kalın ve 10 günde ancak bitirebildim. Konusu malum insanın yaratılışı ve evrimi üzerine… Bildiğimiz evrim teorisine derin ve güçlü verilerle ışık tutmakta yetersiz kalıyor ama bu teoriyi desteklemek için de cümlelerinin çoğunu varsayımlar değil de  sanki gerçekmiş, gerçekte olmuş gibi kuruyor. Örneğin, ilk insan türlerinin dünyada altı adet olduğu teorisini anlattıktan sonra, homo sapiensin ortaya çıkışı ile bu türlerin  nasıl yok olduğuna dair yine iki teori ortaya koyuyor ama kitabın ileri sayfalarında bu teorilerden biri sanki gerçekmiş gibi, bu türlerin yok oluşunu bu varsayıma bir gerçeklik olarak bağlamak istiyor, yokoluşu bu örnekle tanımlıyor. Okumadan önce, yıllardır kafamda birikmiş olan sorulara somut ve geçerli yanıtlar bulabilir miyim diye çok meraktaydım, okumaya başladım…  aynı merakı koruyarak okuma serüvenimi tamamladım. Kitap bu anlamda beni tatmin etmedi maalesef. Ama özellikle zekanın kullanılmaya başlandığı ve insanlığın gelişimini konu alan süreçler oldukça detaylı anlatılmış, tarihteki gelişim-değişim-dönüşüm verilerine somut ve güçlü ışıklar tutulmuş.. Bu anlamda okuyup öğrenilecek çok şey var.

Reklamlar
Bu yazı aydöküm içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

4 Responses to Haziran 2018 – Aydöküm

  1. özlem dedi ki:

    verimli bir ay olmuş, bol filmli ve kitaplı temmuz ayı dilerim.

  2. rusyena dedi ki:

    çok teşekkürler… ♥ ♥ ♥

  3. Gülsüm Yener ŞANLI dedi ki:

    Bir fırsatını bulup, Bookshop” u izledim. Enfesti. Tam benlikti. Teşekkürler. Bol kitaplı ve filmli günler

  4. rusyena dedi ki:

    izleme fırsatı bulmanıza çok sevindim.. beğenmenize de…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s