Mızrak çuvalda kalmıyor !

Gözlerim… sonradan fark ettim ki, herkeslerde böyle değil… baktığı şeyde bütünü değil, detayları fark ediyor ilkin… Mesela, üç beş kişi bir yerde oturuyoruz, bakış açımız hemen hemen aynı.. karşı masadaki kadının eteği sökülmüş, çorabı patlamış, ruju dağılmış ya da adamın cebi sökük, bıyığı yamuk, saçı kırpık  veyahut çocuğun burnu akmış ağzına girecek ya da tırnakları kesilmemiş kir içinde, dişi kırık, bacağı çarpık vesaire vesaire…( evet , yalnız iyi şeyler değil, görmek istenmeyecek her ne varsa …) kimseler görmez, tutar ben görürüm (çok lazım gibi… ) Söylerdim de ilkin…. “aaaaa adamın / kadının şurası şöyle”…. “Ayyy, biz niye görmedik!” ya da “sen de nerede gereksiz şey varsa onu görüyorsun!”….. Sonra bir gün, yeni evliyim,  bir adamın fermuarı açıktı, gördüm… ve saf saf eşime söyledim tabii… beklemediğim bir tepki, “sen de insanların orasına burasına mı bakıyorsun!” Hayır tabii ki bakmıyorum… Yani aslında etrafıma attığım her bakışta birileri orada yalnızca bir adam ya da bir kadın fark ederken ben sökük bir etek, kopuk bir düğme, açık bir fermuar, fırçalanmamış dişler, alınmamış kaşlar, yamuk kesilmiş kahkül  vesaire vesaire görüyorum… Yani aslında detaylarında tuhaflık olmayan insanları detaylarıyla nasıl olağan görüyorsam, detaylarında aksaklık olan insanları da detaylarındaki olağandışılıklarıyla görüyorum.  Bütünün kendinde kalmıyor, parçaları tek tek çekip kaydediyorum. Hepsi bu… 🙂

İlkokula gitmiyor olabilirim, çok küçüktüm, yine de hatırlıyorum… Anneannem bizde kaldığında, kadınlar hamamına gitmeyi severdi her Pazar… Annem istemez evde kalırdı ama Nurşen ablam, Gülşen ablam, Tekşen ablam, ikizim ve ben anneannemle düşerdik yollara… Her hamam dönüşü anlatacak bir çok detay fotoğrafım olurdu… “Biz de oradaydık, sen bunları hangi ara, nerede gördün” der, gülerlerdi… Bir keresinde ablam beni yıkarken yanımdaki kadının ayıp yerlerini görmüştüm…peştemale de sarınmıştı ama hangi ara, nasıl gördüm, ben bile kızmıştım kendime… Bula bula beni buluyordu tüm pis ve çirkin görüntüler… komşu kadının yamuk yumuk kesilmiş yarı uzun yarı kısa tırnaklarını bir saatlik sohbeti boyunca görmeyen annem, benim iki dakika gelip gitmekle nasıl gördüğüme şaşırıp kalıyordu. Kadının tırnakları şeytan tırnağı gibiydi, vallahi, diye ısrar etmesem, ağzımdan çıkan bu detayın uydurduğum bir şey olduğuna kanaat getirilerek bir hayalperest olduğum bile düşünülebilirdi belki… ve daha nice örnekler….

Büyüdükçe çoğu şeyi görüp söylemez oldum… Hele ki kocacığın o fermuar konusunda verdiği tepki, derinden kırmıştır beni… pek azını dile getirsem de çirkin detayları kendime saklıyordum… Neyse ki anlatılabilirliği olağan olan detaylara dikkat çektikçe, kocacık da benim gözlerimde birer fotoğraf makinesi taşıdığıma kanaat getirmiş oldu da, böylece abes detayları dile getirdiğimde daha hoşgörülü ve daha anlayışlı bir tavır takınmayı başardı.

Ve ama bu detaylı bakışın çok çok güzel yönleri de var… Misal, hayatın içindeki küçük, minicik güzellikleri anında fark edebiliyorsun. Ki o küçük, minicik şeyler öyle büyük, öyle kocaman mutluluklar veriyor ki insana…

Dün, Eylül’ün son günü… ayçiçeklerin hasadı çoktaaaan yapılmış, tarlalar yeni ürünler için sürülüp hazır halde bırakılmış… bir tanecik ayçiçek görmek ne mümkün!… Ama bir kerecik baktığım bir noktada… otomobille geçip giderken… orada… öylece bir başına… küçücük bir ayçiçek  salım salım salınıyordu? Nasıl şükrettim görebildiğim bu detaya…  indim, yanına vardım… okşadım, bulduğuma çok sevindiğimi söyledim, yavaşça sapını kestim,  alt ucunu ıslak peçeteye sardım, dooooğru eve taşıdım… Şimdi bakıp bakıp mutluluk devşiriyorum.

1 c

İşte bu sebeplerden, gördüğüm her çirkin detayı görebilirliğime katlanıyorum, zira onca çirkin-kötü şeyi (salt görüntüde değil, davranışlarda, tavırlarda, tutumlarda da) görüp alımlamak her zaman kolay olmuyor, bazı zamanlar ruhsal anlamda bu yükü zor ama çok zor taşıyorum. Öyle ki “Allahım keşke buna tanık olmasaydım,  keşke bunu görmeseydim” dediğim anlar az değil. Sonra farkedebildiğim her güzel şey için teşekkür ediyor, “onları görmeseydim, bunları da göremezdim” diyerek, sahip olduğum bu hale defalarca, defalarca şükrediyorum.

Öyle de bir hale geldim ki, gördüğüm her çirkinliği olağan kabul edip içimi rahatlatma yoluna gitmeyi tercih ediyorum.

Yani edebildiğim kadar… Çünkü edemediklerim de var… Kimselerin pek de fark etmeyip benim aylardır iz sürerek artık emin hale geldiğim şu detay gibi:

Böyle birkaç profil var, instagramda… takipçileri olmadan, dışarıdan okumakla fark ettim bu gidişatı… hele biri var ki, profili dışarıya kapalıyken dahi iki günde bir 100 kişi takibe alıyordu. Böyle böyle arttı takipçileri… Ama bir anda da yüz kişi birden terk ediyordu… Hesabını dondurmayı seçiyordu o da bu zamanlarda… Bir vakit (15-20 gün, bazen bir ya da iki ay”) bekliyor, sonra hesabını açıp paylaşımlarına kaldığı yerden devam ediyordu. Sonra yine aynı durumlar…. Her güne ya da iki güne 100, 200, 300, bazen daha fazla takipçi.. sonra 100 er 100 er eksilmeler… bazen günlerce aynı sayıda sabit kalma durumu… (Mehter takımının yürüyüşü ve arada soluklanmasındaki gibi matematiksel bir durum)

Sonra profilini dışarıya açtı… “Hah” dedim, kapalıyken o kadar çok kişi beğenip takibe alıyorsa, açıkken daha çok kişi takibe almalı… Yooo değişen bir şey olmadı… ne zaman 100 ve katlarında ani takipçi çoğalmaları oluyorsa, ardından ani çoklu terkedişler oluyordu yine… O da dengeyi sağlamak için terk sayısından çok “gelen” sayısı yapmak zorunda kalıyor, takipçi satın alıyordu demek ki !!!…

Evet artık emindim…. Bu kişi takipçilerini satın alarak çoğaltıyordu. Bir süre yine dondurdu hesabını…. Geri döndüğü bir vakit, takipçi sayısı yine birden bire yükselmişken hiç üşenmedim hemen hemen her gün takipçi sayısının screen shot ını aldım…  19 Haziranda takipçi sayısı 43.100 idi, 21 Haziranda bu sayı 100 eksilerek 43.000 e düştü. 24 Haziranda 42.900 oldu. Temmuzun 1 ine dek bir gün 100 arttı ise diğer gün 100 düştü. 5 Temmuzda bu düşüş 42.700 ü bulmuştu. 22 Temmuza dek 100 düşüp 100 yükselme ile devam edip birden bire 43.100 oldu. 23 Temmuzda ise 400 kişi birden artmış 43.500 olmuştu. 24 Temmuzda 43.600 oldu. Satın alınan takipçiler, kendi istekleri dışında takibe almış oldukları için bu hesabın paylaşımlarını görüp hoşnut olmuyorlardı ki, yine 100 er 100 er gitmeye başlamışlardı. Bu detayı o vakit merak edip takipçi nasıl satın alınır, neler olur, araştırınca öğrenmiş, bağlantıyı böylece kuruvermiştim… Zira takipçi satın almak denen şey, birkaç farklı şekilde yapılıyordu; yüklü bir para ödüyorsan sen kimseyi takip etmeden başkalarını otomatik olarak takipçi edinebiliyordun… çünkü onlar daha az ücret ödenen bir seçeneği seçmişlerdi ve para ödedikleri program, şartları arasına, istekleri dışında başkalarını takip edecekleri  maddesini koymuş, onlar da bunu kabul etmişlerdi. Program, takipçi satın alanların takipçi listelerine onları otomatik olarak ekliyordu. Anasayfalarındaki akışta bu hesapları görüp beğenmediklerinde takipten çıkma hakları vardı ama… Demek ki o 100er 100er gidenler hem içeriği beğenmediklerinden hem de bu kişi kendilerini takibe almamış olduğundan takipten çıkıveriyorlardı hemen…

Tam da anlamlandıramayacağım bir acıma duygusu ile anlamaya çalıştım, screen shotlarımı da almaya devam ettim. Bir artıp bir eksilerek   29 Temmuzda 43.900 e ulaşmıştı sayı… 31 Temmuzda yeni  terklerle  43.800 e düştü. 5 Ağustosa dek bu sayı sabit kalırken birden bire bir günde  800 artarak 44.600 oldu. 14 Ağustosta yine bir eksilip bir artarak 44.800 ü buldu… Amaaaa 15 Ağustosta (tam bir gün sonra) birden bire 62.900e fırladı. (Bir günde 18.100 takipçi) Bir instagram arkadaşı kendi hesabında hakkında övücü şeyler yazıp tanıtımını yapmıştı ama fırsat bu fırsat deyip alım miktarını epeyce bir yukarılara taşımış olabilir miydi?

O sayı çok kısa bir sürede 70.000 i buldu. Doğrusunu söylemek gerekirse (izlenimlerime ve içgüdülerime dayanarak) ben,  tanıtım öncesi (aylar öncesinden) sabıkasını ispatlayan bu durumu; “tanıtımdan yararlanarak sayıyı göklere çıkarmak” olarak algıladım ve tanıtım yapılmış olan hesapta o paylaşımın haftalar önce çok çok gerilere düşmüş olmasına rağmen sayının hala bu denli çoklukla artıyor olmasını “takipçi sayısının hala ve ısrarla alınmaya devam ediliyor” oluşuna yordum… yoruyorum.   Çünkü takipçi 100 , 100 alındığında pek göze batmayacaktı… oysa bir defada binlerce almak bu cici durumu ifşaya sebep olurdu ki, kişi rezil rüsva olabilirdi.Öyleyse  bu tanıtım sürecini iyi değerlendirmek gereklirdi. Hayli yüksek bir sayıyla şu her gün yapılan iş bir kaç defada, yüklüce alımlarla kotarılmalıydı.

Bir de şu oldu; salt takipçi almakla kalmıyor, like sayılarını da artırıyordu bu kişi… paylaşımlarından biri bir gün 400 de kalmıştı… birkaç saat hiç artmadı… sonra birden bire bir anda 1600 artıp 2000e ulaştı. Demek ki, bir şey olmuş o paylaşıma sahte like almayı zamanında gerçekleştirememişti. Ya da unutmuştu… fark ettiği anda arayı kapatmak için yüklüce bir like yapmak zorunda kalmıştı.

Tamam, insanlar parasını verip takipçi ya da like satın alabilirler… aşağılık komplekslerine ve zaaflarına yenik düşüp başka insanları ve kendilerini kandırma yoluna da gidebilirler…. Bu onların iç meselesi!… Ama takipçi sitelerinin vaadlerinden öğrendiğim bir şey var ki, o hesap sahibinin sözünün dinlenilirliğine ve dürüstlüğüne benim gözümde hayli bir gölge düşürdü… Parayı basıp 100 er 1000 er takipçi alan bu kişiler, dilerlerse o programa kayıtlı insanların ağızlarından (onların adına) kendi paylaşımlarının altlarına da yorum yazabilme hakkına sahip olabiliyorlar… İnsanların gözlerinin içine baka baka takipçi satın alarak zaaflarına yenik düşüp “bakın ne kadar çok hayranım var” cakası satan bu insanlardan, paylaşımlarının altlarına kendilerine dönük, süslü, övücü cümleler yazıyor olmalarını düşünmemek şu tabloda çok çok safça olmaz mı?! Onu yapan bunu da yapmaz mı? Peki bu nasıl bir ruh halidir? Nasıl bir histerikli hastalık, nasıl bir tatmin meselesidir! Şimdi paylaşımlarının altındaki övücü yorumları okurken onların başkaları tarafından yazılmadığından nasıl emin olayım ben? Ve benim gibi bu durumu nice farkeden? Sayılarla kendilerini var eden bu insanların, süslü cümlelerle bu işi devam ettirmediklerinden nasıl emin olabiliriz???!!! İki seçenek kalıyor; ya gözlerini kapatıp salak ayağına yatarak “bana ne” diyeceksin, ya da bu çarkın nasıl döndüğünü dile getirip birilerinin de bunun farkında olduğunu, olabileceğini ortaya sereceksin.

Ben instagramdan artık çok, pek çok soğudum… İyilik satan insanların aslında hiç de iyi olmadıklarını görmemize iyi bir vesile oldu,  ama insanlık adına ümidim de kırılmadı değil…. İnsan kötü ki, instagram gibi bir ortam bulunca, hah burası benim elverişli ortamım, deyip…  biri de görür, fark eder, ayıp olur, demeden kötü arzusunu  icraate geçirmekte, kötü düşüncelerini dillendirmekte  beis görmüyor… gözümüzün içine baka baka sahtekarlığını yapabiliyor, oyununu oynayabiliyor! Sonra bir an gelince ondan dürüstü, ondan iyisi olmuyor! Seslerin çok çıktığı ortamlarda hakkaniyet, adalet, insaniyet gibi kavramları diline pelesenk ederek  iyi insan profili çizebiliyor ve hatta vaaz verircesine iyilik havarisi kesilebiliyor !!!

Sahi şu günlerde Şarköy’de binlerce zeytinağacı kesilirken, Arakan’da Müslümanlar katledilirken  nerede bu iyilik havarileri ???!!!  Ben artık çok iyi biliyorum; cesedi yakılıp üstünden defalarca kez otomobil geçirilen çocuk hakka kavuşurken nereye pustularsa yine oradalar!!! Yarın bir gün arkalarındaki kolu kurunca birileri, bir yerlerden çıka gelir sesleri… Ve ama o zaman pusan, dinlemeyen, binlerce süslü sözlerine zerrece değer vermeyen kişi ben olacağım…. Çünkü satıraralarındaki detayları çekip çekip kareleri zihnime atmakla, niyetlerinin de amaçlarının da ne olup ne olmadığını gayet iyi anladım, kendilerini de aldım, sattım! Üzgünüm, ama haklı bir tiksintiyle bu satırları yazıyor, bu durumu yazmaya değer buluyorum… Zira bana Müslümanlık ya da İnsanlık satmaya kalkan, benden daha Müslüman, benden daha İnsan olmalı !!!

Şu söz ne doğru: Mızrak çuvalda kalmıyor!!!

Reklamlar
Bu yazı dobra dobra içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

6 Responses to Mızrak çuvalda kalmıyor !

  1. Tülin dedi ki:

    Detayları gören gözlere sahip olmak, ruhu yoran bir şey elbette. Neyse ki eğlenceli yanları da var. Bendeki hali şükür seninki kadar değil.
    İnstagram oldum olası bana yakın gelmedi. Bir hesap açmıştım. Öylece kaldı. Bloglarda paylaşımlar daha çok ipucu veriyor yazanı ile ilgili olarak. Blog alemini sevmemin bir nedeni de bu galiba. Ve elbette yıllar içinde biriken güzel arkadaşlıklar 🙂

  2. rusyena dedi ki:

    instagramdaki like olayı insanları dönüştürücü etkiye sahip o yüzden orada kendi olarak kalamıyor hiç kimse, beklentiler tayin ediyor paylaşımları… ama bloglar en özgür alanlar… ve en içten… 🙂

  3. Ecehan dedi ki:

    Detaylar… Ben de aynı dertten muzdaribim, ben artık dert diyorum. Yolda bi kenarda küçük tuvaletini yapan adamları anında görürüm ve ani bir tepkiyle “aaaa puh terbiyesiz” derim, eşim de neden bunları sadece sen görüyorsun, nasıl bir odak oluşturuyorsun diye hep kızar bana. Ojelerinin ucu silinmiş elleri de hiç sektirmem mesela yada çok bakımsız ayaklarıyla sandalet tarzı giyenleri de vs vs… Gelelim diğer mesleye, el işleri ile ilgili bir facebook sayfası açmıştım aylar önce, her gün ama her gün defalarca facebooktan uyarı geliyor, “4 TL’ye takipçi sayını 1.800-2.500 kişi artırabilirsin hadi sen de katıl” vs diye. Hatta bu sahtekarlık ki diye Facebook’a Facebook’u şikayet etmişliğim bile var ;-))) Anlayamıyorum desem de anlıyorum aslında bu güzel bir araştırma konusu olabilir ;-)))
    O ayçiçeğinin huzuru gibisiniz siz de… Hele eskiden örgülerinize saatlerce bakmaktan büyük büsbüyük keyif alırdım, tekrar söylemeden geçemedim…
    Kocaman sevgilerimi gönderiyorum…

  4. rusyena dedi ki:

    ayy o yol kenarındakileri görünce kafamı çeviriyorum artık…. yok asla gıkımı çıkarmıyorum ne onlara ne eşime… 🙂 ne halleri varsa görsünler… 🙂 daha fenasını gördüm… bir de yine koskoca otobüsten bir tek ben görmüşüm… mola tesislerinin temizliğini yapan çocuk da görmüş neyse ki…ben şoföre söylerken duydu, geldi, tasdikledi… mola yerinde aynı otobüsten bir adam 1 tl vermemek için otobüsün arka yanına geçmiş arka tekere salıvermişti… offfff :((( bunları yazsak kitap olur di mi? :))))))) örgüden uzak düştüm… instagramdaki örgü hesabımdan da soğudum… takipçiler arttıkça abluka altına alınmış gibi hissettim, ısrarcı reklamcılar vb… yıllardır yalnızlığa fena alıştım.. çok ses, çok temas daraltıyor sanırım beni… bundan hep tenhalara, kendime, en çok da doğaya kaçışım… 🙂 asında “huzur nerede, ben orada” olmak istiyorum….aldığımı aksettiriyor oluşuma da ayrıca sevindim… Çok çok öpüyor, ben de sevgilerimi yolluyorum, en koskocamanından…

  5. colette60 dedi ki:

    Farkındalık, detaylara odaklanmak hadisesi bende de var, engel olamıyorum … Ben instagram hesabımı dondurdum Ruşenciğim. Sağolsun üç beş arkadaş merak etmiş onlar da bana bir şekilde ulaştı zaten. Hayat yeterince zor , kalabalıklar , sahte yüzler bana göre değil . Bloğumu seviyordum , seni ve senin gibi pek çok dostu tanımama vesile olmuştu. Şimdilerde çoğunun sesi soluğu çıkmıyor ne yazık ki. Neyse pc’im tamirden geldi , annemin biraz sağlık problemleri var, yoluna koyar koymaz buralardayım yine…

  6. rusyena dedi ki:

    anneciğine çok geçmiş olsun…çabucak atlatır dilerim… blogların yeri ayrı… bir masumiyet bir içtenlik var paylaşılanlarda da, yapılan yorumlarda da… instagram ise bir yarış yeri sanki… bu yarışta önlerde yer almak isteyenler kendiliklerinin dışına kolayca çıkabiliyorlar, yarışa dahil olmak istemeyenler için ise tam bir öğütücü…dolyıaısyla taleplere göre şekil alıyor paylaşılanlar… blogumu yazın boşladım ama artık daha sık yazmayı düşünüyorum ben de…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s