Her türlü enformasyon da tıpkı mal mülk gibi dünyevi !

16 yaşımı çok önemsiyorum… “hayatımın mihenk taşlarından biri” sayacağım önemli bir konuda  ufkumun açıldığı yaşımdır.

Bu dünyada gelip geçici varlıklar oluşumuzla ciddi anlamda net ve çarpıcı bir yüzleşme yaşadım. Bu, ölümün varlığını kabul etmek değil… tam anlamıyla şuydu; biz insan evlatlarının biçilmiş bir ömrü vardı ve süreci tamamladığımızda çekip gidiyorduk. Kalıcı değildik, geçiciydik. Ancak insanlığa lazım olan her şey kalıcılığı ve yayılımı sağlandığı sürece bu dünyada yaşama ve varolma şansına sahipti. Bilgi parçacıkları, öğretiler, formüller, ipuçları, tarifler, tanımlar, tanımlamalar, anlatılar, çıkarımlar, buluşlar, keşifler, gelecek kuşakların yararına olabilecek her türlü enformasyon… tüm bunların hepsinin yer yüzünde kalma ve yaşama şansı vardı… İnsanlığın hayırlı bekası için de kalmalıydılar.

Bu sistemin içinde biz insanevlatlarına düşen önemli görev de şuydu; bulduğumuz ya da aldığımız lüzumlu şeyleri kullandıktan sonra, zamanımızdakilerin ve bizden sonra gelecek olanların da kullanımı için kalıcılığına ve yayılımına katkı sağlamak…. Yani kendimize saklamamak… taşımak… aktarmak….paylaşmak…

blg 1

Güzel bir şey mi gördün/duydun…. yarar sağlayan bir şey mi buldun/alımladın… düşünüp hayati bir şey mi aklettin/öğrendin… kendine saklamayıp bir başkasına… gerekirse kitlelere… ulaşması, yayılması, dağılması için aracı olmaktı bize biçilen görev. Binyıllardan bu yana yapılmış olan icatlar, keşifler, akledilmiş-düşünülmüş şeyler de zaten bu yolla gelmemiş miydi bugünlere?.. Bugün nasıl nimetlerinden yararlanıp madden ve manen sundukları katkılarla daha iyi bir yaşam sürebiliyorsak bu süreçte olagelen aktarımın önemini de asla gözardı etmemeliydik. Oysa bazen insan bencildi.  Taklitçi, çalıcı-çırpıcı, öykünmeci, kopyacı gibi barikatları insanların önüne koyup insanlık yararına olan o her ne ise, onu tekelinde tutma, sahiplenme ve paylaşmama zavallılığını tercih edebiliyordu.  Söylediği güzel bir kelamı, düşündüğü iyi bir yol açıcıyı başka bir ağızdan duyması, söndüremediği egosunu devreye geçirip binyıllardan beri süregelmesi gereken bu zincirin bazı halkalarının zayıflamasına ve hatta kopmasına sebep olabiliyordu. Oysa o zincir hatasız bir şekilde dizilip günümüze dek gelmiş olsaydı adına insanlık denen olguda bunca defo, bunca arızalı yaklaşım belki de hiç olmayacaktı.

Ya o zavallılardan olacaktım… ya da varoluş sisteminin benden beklediği ve idrakımı sağlayıp bana bir kapı açtığı o şeyi yapacaktım…

16 yaşım ikinciyi seçti… Bu sebepledir ki, artık bir üniversite öğrencisi olduğum 17 yaşımda,  (burayı okuyunuz) yurt dolabını kilitlemeyi reddedip eşyalarımı herkesin kullanımına açmak gibi barışçıl-paylaşımcı bir tavrı hiçbir tuhaflık  görmeden uygulamaya koymuştum. Zaman zaman olumsuz sonuçlar doğmuş olsa da, zarar vermesini engelleyecek kadar bir barikat kurup yine de bu düşünceyi hayatıma monte edecek ve bu yaşıma dek bu düşünceyi doğrularımdan biri olarak görecektim.

blg 2

İş bununla da bitmiyordu. İnci bir kolyenin ipi koptuğunda oraya buraya saçılışı gibi, taşınmaya-yayılmaya-aktarılmaya değer olan  her bir bilgi de, beyinlerimizdeki haznelerinden salınıp görülebilecek, okunabilecek, duyulabilecek yerlere dağıtılıp başka insanların alımına bırakılmalıydı.

blg 3

Klişe haline gelmiş, “bugün kime, ne iyilik yaptın?” sorusuna hep vicdani yaklaşımlar cevap verilir. Ki bu yaklaşımlar çoğu zaman somut bir kimliğe büründürülüp iyilik yapmış olmanın hazzı ile geri döner. Başkalarını da güdülemek adına “en sevdiğin kupanı ver, iyi ol” gibi bir dikte ile de pekiştirilir. Bir yoksula, kimsesize, yaşlıya, çocuğa vb.  ihtiyacı olan, eldeki şey verildiğinde adına “iyilik” denir de, beyindeki yararlı şeyin kullanıma sunulmasında aynı kalp aynı duygularla hareket etmekte zorlanır. Çünkü ilkinde vicdani tatminin somut bir karşılığı vardır, ikincisi ise derin bir idrak gerektirir.

Yazık ki, bugün bu idrak tam olarak yerleşmemiş durumda… Hep banacılık, kendine saklamacılık, sahiplenme gibi  egosal zavallılıkların yanı sıra, verici insanların iyi niyetlerinin genellikle  suistimal ediliyor oluşu, bu işleyişin önünde kocaman bir barikat…. Yine de biz insanevlatları, zarar görme ortamlarını bertaraf edip temkinli ve dikkatli davranarak, eylemde belki küçücük, ama insanlık adına çok büyük olan adımlarla işleyişe muazzam katkılar sunabiliriz. Ve bana öyle geliyor ki; bu bizim gelecek kuşaklara vicdani bir borcumuz… görevimiz… ödevimiz…

blg 4

Altın kural şu; güzel düşüncelerimizi, yararlı bilgilerimizi başkalarında gördüğümüzde kahrolmak yerine bundan mutluluk payı çıkarmalıyız… Bırakalım o güzel, o iyi şey, oradan da bir damar bulup başka bir ivme ile başka başka yönlere aksın… Aksın ki hayat bulsun! Bulsun ki elden ele, dilden dile dolaşıp göremediğimiz bilemediğimiz yerlerde de işe yarar bir hal alsın!

blg 5

“Eşyanın kölesi olmamalı, ihtiyacı olanlara dağıtmalı, hafiflemeliyiz” derken, bildiklerinin tek sahibi ve tek kullananı olup öbür dünyaya sır küpü gitmekte ısrar etmek ne tezat değil mi? Oysa kazandığın her türlü enformasyon da tıpkı mal mülk gibi dünyevi !

Reklamlar
Bu yazı dünya bir kitaptır, dobra dobra içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to Her türlü enformasyon da tıpkı mal mülk gibi dünyevi !

  1. tülin dedi ki:

    Tüm çabam, bu yazının satırları arasında gizlenen güzel kalpli kadın gibi olabilmek içindir 🙂

    Mutlu Bayramlar sevgiler.

  2. rusyena dedi ki:

    aidiyetin olmaz, çok yalnız kalırsın ama…. 🙂 sevgiler, bayram tadında günler…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s