Kırlarda 7 – Ne büyük nimet kırlarda olmak, doğaya garkolmak…

Bazen her bahar aynı aynı yerlere gittikçe.. “alışır,  olağanlaştırır da, hayretimi ve hazzımı kaybeder miyim” diye endişe duymuyor değilim. Şükür ! Araya giren yazlar, sonbaharlar ve kışlardan sonra, kökten uca tazelenip yenilenmiş, ilk kez karşılaşıyormuşçasına aşkın ve coşkun, tarifi pek de imkanlı olmayan  hislerle doluyor içim.

Aslında olan belki de şu; araya giren yazlar, sonbaharlar, kışlar o süre boyunca sundukları bambaşka görüntülerle kalbimin başka başka yerlerine dokunup öncelerindeki hislerin üstünü kalın bir perde ile örtüyorlar ve bir sonraki ilkbahar geldiğinde o perde hafif hafif aralanırken, ben her bir güzelliği yeniden ve yeniden, yine hayretle ve yine hazla karşılama ayrıcalığını yaşayabiliyorum. Böylece, her yıl aynı vakitler aynı noktadan aynı yerlere bakarken aynı hisleri içimde yine yeniden doğurmayı başarabiliyorum.

Demek ki, bıkmamak diye bir şey var… demek ki bazı şeyler karşısında, ruhun doyuma ulaşması ve vazgeçmesi mümkün değil.

Bir de “daha ne gördün ki” diyen bir iç sesim var.  Sahi, kalp attığı sürece hayatiyet devam etmez mi? Hayatiyet devam ettiği sürece de değişim-dönüşüm ve devinim olagelmez mi? Hal böyle olunca görecek-keşfedecek neler neler bulmaz insan! Beş duyunu birden harekete geçirecek her bir renk, şekil, koku, kımıltı, ses, ışık, daha niceleri perdenin altından yavaş yavaş gün yüzüne çıkar da hem aklını, hem kalbini çelip seni kendine sabitlemez mi!

Bazen minicik bir canlıya, bazen alabildiğine geniş bir manzaraya durup öylece  bakmak istiyorum. Sonra aramızda kalbi bir sıcaklık… bir tanışıklık memnuniyeti… derken bir  samimiyet… ardından bir muhabbet… bir hasbihal… Ruh’a, için en derinlerine iyi gelen, bir yerleri onaran, iyi eden bir şeyler… çok şeyler!

Bu ara Eckhart Tolle’un “Dinginliğin Gücü” kitabında gözlerim. Elektronik kitap olduğu için elimi süremiyor, istediğim satırın altını çizemiyorum ama tableti elime aldığım her anda açıp açıp, bazen de aynı satırları tekrar tekrar okuyor, içselleştirmeye çalışıyorum. Doğa’nın bize katabilecekleri üzerine hoş saptamaları var. Ne ki, bu 10 yıllık “kırlarda olma” serüvenimde zaman zaman algılayıp tespit etmiş olduğum kimi gerçekler ve daha niceleri… İnsanın yararına kadim ve bilgece öğretiler… Başlı başına bir postu hak ettiği için tamamını “Hayat Bilgisi Dersleri” adı altında ayrıca ele almak amacım. Ama şu paragrafı da buraya not düşmeden geçip gitmek istemiyorum:

“   Doğayı sadece zihinle, düşünmeyle algıladığınızda, onun canlılığını, var’lığını hissedemezsiniz. Siz sadece formu görür, formun içindeki yaşamı -kutsal gizemi- fark etmezsiniz. Düşünce doğayı kâr ya da bilgi elde etmek için, ya da bir başka yararcı amaç için kullanılacak bir metaya indirger. Kadim orman kerestelik ağaçlar haline gelirken, kuş bir araştırma projesi haline, dağ ise kazılacak ya da fethedilecek bir şey haline gelir. Siz doğayı algılarken, bırakın orada düşünce’sizlik, zihin’sizlik alanları olsun. Doğaya bu şekilde yaklaştığınızda, o size karşılık verecek, ve insan bilincinin ve gezegensel bilincin tekâmülüne katılacaktır.”

kırlarda 7 1

Elimde ilk kez yakın temasa geçtiğim sarı bir çiçek var. Ah, belki de ilk kez tarlasına düşmeseydi yolum, bu yakınlığı kuramayacaktık uzunca bir süre de… Nasıl özenli bir dizaynı var. Kenarlarda, kıyafetlerdeki bebe yakalara benzer 5 sevimli taç yaprak… ortasında minicik bir yuvarlağı olsa kafi gelecek ama yaratan yetinmemiş, papatyanın yapraklarından da ince yaprakları sık sık bir araya getirip sanki ikinci bir çiçekmiş gibi kabarık ayrı bir çiçek daha dizayn edip o beş taç yaprağın ortasına monte etmiş. Onun da ortasında daha da kabarık, pütür pütür,  bombeli minicik bir yuvarlak daha… İncecik yemyeşil dallar… üzerlerinde minik.. kısa değil, lakin uzun da değil, sanki o çiçeklere eş olsun diye dizilmiş, birbiriyle bakışan, dost duruşlu, ipeksi yapraklar… zarafetin somut hali olduğunu imlercesine… ve hatta bunca çirkinlik içinde güzel şeyler olduğunu fısıldamak istercesine… Velhasıl şu minicik çiçek bile, yüzümü hep ve daima güzele dönmem gerektiğini hatırlatıp duruyor.

kırlarda 7 6

Sızıntı halinde yatağında incecik yol bulan cılız dereye başını uzatıp selamlamak ister gibi… adını bilmediğim ağacın, adını bilmediğim meyvemsi çiçeği ve kadifemsi bebek yaprakları… Dere boyu yürüyüşümüzde başımı yukarı kaldırmasam görmeden geçip gidecektim belki de… Dünyaya gözlerini yeni açmış, masum, bebeksi haller hasıl olmuş ya, farkeder etmez iki tık daha hızlanmaya başlıyor kalbim… Lakin alttaki derenin yer yer aydınlanıp kenarlardaki ağaç dallarından üstüne düşen yansımalarla ışık-gölge oyunlarına perde olması da bir başka… üstüne hepten coşmuş bahar kuşlarının şen-şakrak cıvıltısı… Hangi medikal verebilir bu terapiyi!

kırlarda 7 2

Bazı manzaralar cennetin bu dünyadaki tezahürü gibi… Oturduğum minicik alan hariç –ki üstüne basılmaktan kel kalmış, tek sebep bu- gözümün görebildiği her toprak parçası yeşilin ton ton hali… aralarda ben de varım diyen sarı sarı çiçekler… kıyıda deniz turkuazlar giyinmişken, ötelerde koyudan açığa giden değişken bir mavilik… apaçık, pürüzsüz bir gökyüzü… yer yer beyaza çalan uçuk, upuçuk gök mavisi… Ara renk denen renklerin sayısı kaçtır, bilen var mı? Ya da sayılabilecek kadar bir miktarı var mı!? Saymaya, ayırt etmeye çalışıyor, sonucu yakalayamıyorum da ben… Cevap muğlak belli ki. Ah bir de içimi, dışımı ısıtan canım güneş! Seyrederken içime dolan dinginlik, sakinlik, bitimsiz enerji yüklemesi… Yolumuza çıka(rıla)n her güzellikten alınacak çeşit çeşit pay var belli ki!

kırlarda 7 5

Yukarılardan aşağılara inince… sakinliğin, dinginliğin bir başka hali… Gökyüzünde ipil ipil bulutumsular… hani bulut desen bulut değil… görünmez bir fırça her defasında mavinin başka başka tonunu gökyüzüne şöyle bir savurup geldiği yere saklanmış da bize o desenleri, renkleri görmek kalmış gibi… Gökle denizin birleştiği noktada uzun, ince ufuk çizgisi…  çizginin hemen üstünde  mavinin en açık, hemen altında ise en koyu tonu… arada sırada oradan buradan şnorkeli görünen balıkadamın siluete dönüşmüş karartı hali… Sessizlik… derken sessizliği yırtan koca sesli küçük balıkçı teknesi… Şükür, yağını, kirini, pasını akıtan deniz taşıtları yok… bu koylar sit alanı… Veeee…  görüş alanımda boylu boyunca uzanıp tüm endamıyla sereserpe serilmiş deniz, yine yapıyor yapacağını… her dalgalanışında kıvrımlarında parıldayan altınımsı, yalım yalım gün ışığı… Ah ta oradan insanın içine doluveren ışıma, ısınma, rehavet, letafet… kim bu hediyelere “hayır, kalsın” diyebilir ki!

kırlarda 7 8

İnsanı dosdoğru yolundan alıkoyan fosforlu, zümrüdi çayırlar… Durup seyredecek vakit varsa durup seyretmek gerek… Zira bir süredir kullanmakta olduğum güneş gözlüğüm, polarize özelliğinden ötürü daha da bir güzellemekte renkleri… Fotoğraf makinemin tıpkısını bulmaya çalıştığı fotoğraftaki şu  renklerden daha bir muhteşem, daha bir albenili… Salt güneşli vakitlerde değil kar yağdığında bile ışık çok diye çıplak gözle etrafa bakamayıp kırpışan gözlerim için yıllarca üzülmüşken, bu yeni gözlüğümle nasıl mutluyum, nasıl da deli! Bulutlar daha bir topak topak, renkler daha bir canlı, gökyüzü tıpkı pamuk şekerlerle kaplanmış gibi… Durup şu güzelliği seyretmek, bazen içindeki Polyanna’ya kapıları açıp bir vakit seni üzen şeye bir anda şükür sebebi!

kırlarda 7 3

Çoook uzakta, minicik bir gölet… ardında koyu, kopkoyu dağlar, önünde yeşilin bilmem kaç tonunda, hiç de derin olmayan, ama adının hakkını vermemezlik de yapmayan, uzun, ince bir vadi… Az ilerimdeki ağacımsı bitkilerin hafif esen rüzgarla bir o yana bir bu yana salınan halleri… Ben böyle uzun uzun bakıyorken bu manzaralara, artık adım gibi eminim, beni iyileştiren, sağaltan, iyiye-güzele sevk eden, şifalı, büyülü bir şeyler var… iyi şeyler var… çok şeyler var!

kırlarda 7 9

Pomaklar mübadele ile bu topraklara yerleştiklerinde tepesi süslü bu kuşlara “ti ti” adını vermiş, çıkardıkları sesten ötürü… Birinci “i” yi bir vuruşluk uzun söylüyor, ikinci “i” yi ise hemen söyleyip kesip bırakıyorlar. Üst üste tekrarladığında bu isim kulağa pek melodik geliyor. Araştırdım, kuş literatüründeki adı “tepeli toygar”, bilimsel adı ise “galerida cristata” imiş…  Öğrendiğimden beri inatla “ti ti” demeye devam ediyorum. 🙂 Çoğu zaman birbirinden güzel, farklı farklı kuşlara denk geliyor… ama kadrajımda çok ender yakalayabiliyorum… bu gibi… niyetimin kötü olmadığını farketmişcesine… durup böyle de afili pozlar vermiyorlar mı! Daha o vakit eriyor, bitiyorum. Konuşuyorum da bir taraftan… güzel sözler dillendirip üstüne teşekkürümü de ediyorum… İnsanda da olsa, hayvanda da… kalp denen şey; birbiriyle anlaşabilir, birbirine kapı açabilir anahtar gibi bir şey… yeter ki güven duygusu zerre zede görmesin… İnsan için aynısını diyemem ama tüm hayvanlara kalbim sonuna dek açık, bilsinler isterdim!

kırlarda 7 7

İki yanı yemyeşil, daracık, patika şu yol…  benim için yürüyüş parkurlarının en keyiflisi, en özeli… Afrika göçebelerinin anlatıldığı bir belgesel’de denk gelmiştim; “insan yürüyerek büyür, yerlerdeki tümseklere takılarak gelişir” diyordu. Somut anlamda, insanın  çocukluk ve gençlik evreleriyle ilgili bir karşılık sözkonusu… ama ben bu yaşımda derinde yatan metaforik anlamını da hissediyorum her yürüyüşümde. İçsel yolculuklarda, bir büyüme bir gelişme sebebi, anlama-irdeleme-üstüne düşünme vesilesi bu yürüyüşler… bazen de sonuca varma… Ne ki çok önemli saydığım bir şeyler bir süre sonra hiç de önemli gelmiyor artık gözüme ya da çok önemsiz bulduğum bir şey bir anda gerçek önemini ve değerini bulabiliyor aklımda veya kalbimde… Her şeyden önemlisi o an için beynimin saplanıp kalmış olduğu dünyevi her ne mesele var ise, sıyırıp içinden alıveriyor beni… o şeyin dışında da bir alem olduğunu hissettirip farklı farklı noktalara dokunmama vesile oluyor. Aslına bakarsan da… hafifinden, hissettirmeden… bir nevi hayata meydan okuma aktivitesi… ruhu da bedeni de şifalayan, -belki de en ihtiyaç duyduğumuz- yaşama sevinci tetikçisi…

kırlarda 7 4

Bu haftasonu, bu cennetten köşeyi bir aile yakınımızın tavsiyesi üzerine keşfettik. Meğer yakınına dek gelip sapağından dümdüz geçip gidiyormuşuz her seferinde… Dalları kozalak yüklü çam ağaçlarıyla kaplı yolun böylesi nefis bir manzarayla sona erdiği kıyı, kenar bir yerdeyiz. Yine yeşilin pek çok tonu… ötesinde, modern bir köy havasında yazlık siteler… iki kara parçasını birbirinden ayırıp kendine genişçe bir yer edinmiş canım masmavi Çanakkale Boğazı… üstünde yol alan irili ufaklı gemiler… tekneler… karşı tarafta doğası korunagelmiş dağlar, tepeler, kıyılar…  Ve yine o saklı fırçadan çıkan puf puf, kabarık kabarık bulutlar… bulutumsular. Şu kesitte kalıp seyredalmanın bile insan ruhuna ne hoş etkisi var.

 

Doğaya yakın olmak ne kadar başka, bambaşka hissettiriyor. Ve ne kadar güzel o anı yaşama coşkusu…

En en en güzeli de; ne büyük nimet kırlarda olmak, doğaya garkolmak…

Reklamlar
Bu yazı kırlarda içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to Kırlarda 7 – Ne büyük nimet kırlarda olmak, doğaya garkolmak…

  1. Özlem Soydan dedi ki:

    “Durup seyredecek vakit varsa durup seyretmek gerek” demiş yazar. Seyretmezsek ayıp değil mi? Bize hayat veren bu güzelliğe iki dakikacık ayıramazsak fena.
    Sevgili yazarım, doğayı ben de çok sever, bir parçası olarak görürüm kendimi. Yürümek hele en büyük ilacım. Ama ikisi hakkında da bu kadar şey yazamaz, bunca detaylı betimleyemezdim. Ellerine ve yüreğine sağlık.

  2. rusyena dedi ki:

    ayy çok teşekkür ederim.. ben o “yazar”ı “dökülen” olarak aldım… 🙂 doğa kadar dökülmek de bazen en iyi ilacım… 🙂 bir doğaseverle daha yolum kesişti, ne mutlu bana! ♥ ♥ ♥ ♥ ♥

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s