Nisan 2017 – Aydöküm

Gecikmeli de olsa akışı bozmayıp biten ayın dökümünü yapmayı başarırsam kendim için iyi bir şey yapmış olacağım… zira içim hafifleyecek… gün gelip aydökümlerimin okuma taramasını yaptığımda Nisan’ın yerini boş görürsem üzülüp kalmayacağım maazallah! 🙂

Belier-Family-Poster1-625x336

Yollara düşmeden önce “çiftlikte geçen filmler” kapsamlı bir tarama yapmaya başlamıştım. Amacım bu kategorideki filmlerden her ay birer ikişer, imkan olursa daha da fazla izlemek…  İlk keşfettiğim ve hemen izlemek istediğim film  “la famille Bélier /  Bélier ailesi (Hayatımın Şarkısı)” oldu. Fransız yapımı bu filmde annesi, babası ve erkek kardeşi sağır-dilsiz olan, ailenin tek engelsiz bireyi genç kızın ailesi ile ilişkileri ve müzik öğretmeninin onu keşfedip müzikle içiçe olacağı bir geleceğe hazırlaması konu ediliyor.  Aralarda sessiz sakin bir kasabaya, doğaya ve keyifli bir çiftlik yaşamına dair görüntüler var… dram var… romantizm var… komedi var…  bir de seslendirilen fransızca nefis şarkılar var… tüm bu ögeler ve oyuncuların performansları filmi keyifle izlememe yetti de arttı bile…

mrogans

Sonra yollara düştüm… Otobüs yolculuğum sırasında iki güzel filme denk geldim. İlki “Mr. Morgan’s Last Love / Son Aşk” idi… Çoğunlukla hüzünlü, bazen de komik.. dram ağırlıklı filmi idi. Eşini kaybetmiş yaşlı bir adamla babasını kaybetmiş genç kızın tanışmasını ve ardından gelişen olayları konu ediniyor. Sahne geçişleri yavaş ve durağan olmasına rağmen, insanı sürükleyen ve sarıp sarmalayan bir filmdi. Bittikten sonra düşünmelerle, sorgulamalarla aklımın bir kenarında yaşamaya devam etti.

hyde park on hudson

İkincisi ise “Hyde Park on Hudson / Hudson’daki Hyde Park” oldu. Filmin konusu 1930 lu yıllarda geçiyor. İngiltere kralı ve eşi, Amerika Birleşik Devletleri başkanı Roosevelt ve eşini ziyaret etmek amacıyla ilk kez Amerika’ya geliyorlar. Avrupa’da savaş zilleri çalmakta, Amerikan başkanının desteğine  ihtiyaç duyulmaktadır. Bu süreç aynı zamanda Daisy adında bir kadının Amerikan başkanına karşı duygusal bir yakınlık içine girmesine de sebep olur. Ancak Daisy’yi hüsran ve acı beklemektedir. İstemediğim kadar spoiler verdim sanırım… Burada kesiyor, bol bol yeşillik, kırlar vesaire görmek, tarihi ögeler içeren bir dram filmi izlemek istiyorsanız kaçırmayın derim.

Eskişehir’e gittiğimde Dsmart’ta iki güzel film izledim ama kanapeye uzanıp yarı uyur yarı uyanık halde izlediğim için hafızamda kalıcı yer edinemediler sanırım… ne isimlerini ne de oyuncularını hatırlayabiliyorum… Tek hatırladığım “ayy ne güzel filmler var” deyip, “Gelibolu’ya dönünce Dsmart üyeliği mi gerçekleştirsem”, diyerek, durup durup kendim tarafından  aklımın çelinmesine müsaade etmem idi… Yıllar yıllar önce digiturk almıştık, eşim maçları evde izlesin hem de filmlerinden nasiplenelim diye… Evde tek başına keyfi olmuyor diyerek her maçta Orduevine arkadaşlarıyla maç izlemeye koşan kocacıktan, benim de o zamanlarda gündüz ve akşam derslerimin yoğunluğundan sonra üyeliğimizi de zar zor iptal ettirip paralı film kanallarına çizgiyi çekmiş olmasaydık, belki de şu an dsmart üyeliğimi çoktan gerçekleştirmiş olabilirdim. Doğrusunu söylemek gerekirse evde film keyfi bambaşka… ama o kadar film kanalı ile içiçe olunca insan, bir yerde kendini  film izleme eylemine koşullamış oluyor ve film izlemek bir zaman sonra zorunluluk haline geliyor.  Sonra bir bakıyorsun ki film izlemenin tutsağı oluvermişsin… Zamanını kendin yaratıp filmini de bizatihi kendinin seçip.. tasarlamış olduğun film izleme seansları, hazıra konmaktan-el altında bulmaktan çok daha özel, çok daha keyifli… Dedim… ve bu sevdadan çabucak vazgeçirdim neyse ki kendimi… 🙂

TheCrown

Ankara’dan gelen yeğenim de Netflix abonesiymiş… Erkek olmasına rağmen baktım film ve dizi zevklerimiz benzeşiyor… Hararetle bahsettiği ve ilk bölümüne yanımda başladığı Kraliçe 2. Elizabeth’in yaşamını konu alan “The Crown “ dizisinin ilk beş bölümünü birlikte izledik… Dizideki 2. Elizabeth rolünü kim oynuyordu bilin bakalım?… Benim geçenlerde izleyip çok çok bayıldığım Little Dorrit’teki Claire Foy bu dizinin de ana karakteri olmasın mı!.. Tüm bölümlerini online film sitelerinde arayıp bulmak, izleyip bitirmek artık farz oldu. 🙂

The-Founder

Mersin’e geldiğimde Mersin’de yaşayan yeğenim ilk sohbetimizde “The Founder” ı izle mutlaka teyze, diyerek tavsiye de bulunmuştu. Sonra Ankara’dan gelen ağabey de kardeşinden habersiz aynı filmi önerince, artık izlemeliyim dedim ve Mc Donald’s ın bayilik sistemine geçip nasıl uluslararası bir marka olduğunu anlatan bu filmi merakla ve ilgiyle izledim. İyi ki de izlemişim… Önerenler hemcinsim olmasa da, öneri ile birlikte eril bir film olma yolunda katı bir önyargım oluşmuş olsa da… filmi hem çok sevdim, hem de “keşke çabuk bitmese” diyerek izledim. Film bitince fırsatçılık ve fırsatları iyi değerlendirme gibi kavramlar üzerinden birbiriyle çelişen sorgulamalar içine giriyorsun. Hele hele iş hayatında isen dönüp dönüp izlemende fayda var. Ray Crok denen adam neydi öyle!

Ve maalesef bu ay hiç kitap okumadım… belgesel de izlemedim… doküman da taramadım… Ama özlediğim başka şeyleri yaşadım… Onlar da ayrı kazançtı…

Reklamlar
Bu yazı aydöküm içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s