Baharın soğanlı müjdecileri ve doğaya dair ilk uyanışım

Kırlarla tanış olduğum ilk vakitler, doğanın güzelliklerine karşı ortaya koyabildiğim tek eylem bakmak (bakarak gözlemlemek) üzerine idi…  Misal; toprağın üzerine yayılmış  kır çiçeklerini gördüğümde, görüntünün güzelliği karşısında büyüleniyor, o güzelliği seyredalıyor.. içlerinden bir kaçını koparıp elime alsam dahi (bakmaktan-seyretmekten  kendimi alıkoyamamakla), aramızdaki ilişkiyi yalnızca “bakışmak”la sınırlandırıyordum. Beynim şekillerini, renklerini, bombelerini, girintilerini-çıkıntılarını görüntü olarak kaydediyordu ama ait oldukları alem ve o alemin yasaları hakkında hiçbir bilgim yoktu. Tüm bunları irdeleyebilecek, sorgulayabilecek de bir kapasitem ve iradem de yoktu. Bakıyor, seyrediyor, seviyor, uzaklaşıyordum yanlarından. Onlardan alımlayacağım şeyler bu kadarcıktan ibaretti.

İlk birkaç yıl böyle sürüp gitti.

soğanlı bitkiler 1

Bu arada çantamdaki minik deftere hangi çiçekleri ne zaman, nerede gördüğüme dair notlar düşmeye başlamıştım. Çünkü kırlara çıkışımın ikinci yılı fark etmiştim ki, bahara ait her çiçek, mevsimin tamamında ve diğer çiçeklerle aynı anda açmıyordu. Sanki hepsinin bir sırası vardı ve her çiçek zamanı gelince ayrı ayrı yeryüzüne çıkıyor, aksi halde toprağın altında sessizce uyuyarak bekliyordu.

soğanlı bitkiler 2

Misal; çiğdemler ve nergisler daha mart gelmeden önce; anemonlar , sümbüller, laleler martla birlikte; papatyalar, gelincikler ise ancak nisan sonuna doğru, en çok da mayısta çıkıyordu ortaya… En güzel anemonlar Ocaklı Köyü’nden Güneş Sitesi’ne giden yol üzerinde, en geniş gelincik tarlaları Fındıklı Köyü yolunda, manzarası nefis katır tırnakları Kömür Limanı yolunda, papatya deryaları Saroz’a uzanan hemen hemen her yeşil düzlükte idi… Bir dolu kır çiçeğinin rengarenk bir arada olduğu yer ise yalnızca Güneyli’nin doğu kıyısı  idi…  Bir önceki yıl düştüğüm notları bir sonraki yıl okuyup  doğanın güzelliklerine bir kez daha tanıklık etmek için koşuyordum kırlara…

soğanlı bitkiler 5

Derken bir gün bir aydınlanma yaşadım: Lisedeki biyoloji derslerinden öğrendiğim bilgiler su yüzüne çıkmıştı ve güneş ışıkları bu kadar az ve eğik gelip sağlıklı bir fotosentez olayının gerçekleşmesi için gereken ortamı sağlayamıyorken.. çiğdem, nergis, sümbül, lale, anemon gibi kır çiçekleri nasıl oluyor da hayat buluyordu bu yoklukta, yoksunlukta?!…

Bu aydınlanma ile çiçekler üzerine yaptığım gözlemi “bakmak” eyleminden uzaklaştırıp “irdelemek-sorgulamak-araştırmak-yorumlamak” üzerine yoğunlaştırdım. (Bu benim tefekkürle kurduğum ciddi anlamda ilk bilinçli hissiyatım olacaktı.)

soğanlı bitkiler 3

Bir bitkinin can bulup yeryüzüne çıkması için besin ögesine ihtiyacı vardır, bu besini de fotosentez yolu ile elde eder. Fotosentez işlemi içinse karbondioksit ve su gibi elementlerin  yanı sıra, en çok da güneş enerjisine ihtiyaç vardır. Yani bu bileşenlerden biri eksik ise fotosentez olayı gerçekleşemez ve bitkinin can bulması için gerekli olan besin elde edilememiş olur.

soğanlı bitkiler 4

Güneş ışıklarının sağlıklı bir fotosentez olayını gerçekleştirmek için gerekli ve yeterli miktarda olamadığı zamanlarda; bu soğanlı bitkiler nasıl oluyor da can buluyor,  kırları şenlendirip dünyayı nasıl da böyle vaktinden evvel efsunlayabiliyordu?

Belli ki, bu yaratılış ve varoluşta ince ince hesaplanmış,  sistematik, algoritmik bir düzen vardı.

soğanlı bitkiler 6

Dünyaya gelecekleri vakit yeterli güneş ışığını bulamayacak olan bu bitkiler, besin maddelerini vücutlarına depolayabilecek bir düzenekte tasarlanmış ve bu besinleri vakti geldiğinde açığa çıkarıp kullanabilmek üzere programlanmışlardı. Vücutları da sanki, önceki mevsimler süresince alıp alıp stokladıkları mineraller, nişasta ve diğer besin maddelerini sakladıkları bir tür erzak dolabı gibi idi. Kış boyunca stokta bekletilen enerji de ilkbaharla birlikte harekete geçiyor, çiçeklerin doğma ve büyüme süreçlerinde azar azar, gerektikçe kullanıma alınıyordu. Ortaya çıkışta ve sahip olunan özelliklerde bir kodlama, bir şifreleme, bir sıralama söz konusu idi… Her bir bitki olması gerektiği gibi ol’(durul)uyordu. Bu minicik soğanlı bitkiler sisteminin işleyişinde dahi bir düzen, bir intizam mevcut idi. Öyle ki; erzak deposunda saklanan besinin ortaya çıkma sürecinde kullanılmış olan güneş ışığı bile biraz eksik ya da fazla olsa, gereken enerji alımı elverişli bir şekilde ve miktarda elde edilmiş olamayacaktı. Güneş ışığının nasıl, ne kadar  ve ne renk iken alınacağı bile bu bitkilerin iç dünyalarına gizlenmiş, şifrelenmişti. Veya vaktinde yeterince alınmış olan enerji sağlıklı bir ortamda depolanıp saklanamamış olsa, bitki vakti geldiğinde yapması gerekecek olan çiçeklenme işlemini gerçekleştiremeyecek, yeryüzüne yeni bir filiz veremeyecekti.

soğanlı bitkiler 13

(Bu farkındalık soğanlı bitkilerin tasarım ve yaratımındaki incelikleri keşfetmeme olanak sağlamıştı, perspektifi genişletip koskoca bitkiler alemine baktığımda türel çeşitlilik ve fonksiyonel değişiklik karşısında şaşkınlığa düşmem artık kaçınılmazdı. )

soğanlı bitkiler 7

Ve biz insan evlatları, kışın bitimi ile birlikte yeryüzünü güzelleyen bu rengarenk çiçeklerin harikuladeliği karşısında heyecana kapılıp mutluluk duyuyor, yeni gelecek mevsimi daha bir ümitle, daha bir sevinçle bekliyorduk. Bu erkenci çiçekler, bu bahar müjdecileri manevi dünyamızın da birer uyaran işçileri idi… İç dünyamıza tık tık huzurlu dokunuşlar yapıyor, içimize umut ve sevinç dolduruyorlardı. Her kışın sonunda rengarenk bir bahar vardı ve bu hal, kendi yaşamlarımızda karşımıza çıkabilecek her zorluğun sonunda da, iyi ve güzel vakitler olabileceğini çağrıştırıyordu.

soğanlı bitkiler 12

Bahar canlılıktı, yinelenmek-tazelenmekti… Uyanış, yeniden doğuştu bahar! Dünya; o karanlık, soğuk, zor günlerden-gecelerden kendini nasıl çıkarıp aydınlık-sıcacık günlere kavuşuyorsa, ruh da sahip olduğu bedene aynı şeyi yapabileceğini fısıldıyordu.

soğanlı bitkiler 10

Hele hele tüm bahar boyunca meydana gelen her bir değişikliğe-dönüşüme içten, derinden baktığında ise, kendini muazzam bir temaşa içinde bulman kaçınılmaz idi…

soğanlı bitkiler 9

Her bir çiçek bir tasarım harikası, bir yaratım mucizesi iken, aynı zamanda

okudukça öğrenilecek bir “tanım”, anlamlandırılacak bir “anlatım”dı…

her bir böcek… her bir ağaç… her bir meyve… Her bir canlı!…

Canlılara ait uzuvlar… organlar….

Dağlar… tepeler… ovalar… denizler… bağlar… bahçeler… ormanlar…

Gökyüzü… gezegenler… yıldızlar… uzaydakiler… uzaklar…

Hava… su… toprak…

Gözle görünen ve görünmeyen tüm varlıklar… var olanlar, yok olanlar …

Okunacak ne çok satır, anlamlandıracak ne çok söz vardı.

Kainat devasa bir ansiklopedi idi ve bahar ise ancak fasiküllerinden biriydi.

Her sayfayı açıp okumak senin elindeydi… ama bu da kapasiten dahilindeydi…

Öyle ise bu kapasiteyi geliştirmek, genişletmek gerekirdi.

Madem dünyaya sebepsiz gelmemiştik, yaşadığımız hayatı anlamlandırmak da gerekliliklerden biriydi.

Kendine akıl ve izan bahşedilmiş insan, belki de en önce bu okumaları yapabilmeyi öğrenmeliydi.

Reklamlar
Bu yazı dünya bir kitaptır içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to Baharın soğanlı müjdecileri ve doğaya dair ilk uyanışım

  1. tülin dedi ki:

    Aklımı, bilincimi, gözüm ve gönlümü şenlendiren bu paylaşım için sonsuz teşekkürler. 15 gün kadar sonra çok özlediğim Çanakkale ve yarım adanızda olacağım inşallah. Bütün kır çiçeklerine, ağaçlara, kuşlar, börtü böceğe sizin gözlerinizden bakacağım.

    Sevgiler.

  2. rusyena dedi ki:

    bol bol fotoğraf bekliyorum o halde…
    sevgiler… öpücükler…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s