Şubat 2017 – Aydöküm -1

Ocak ayım film ve dizi izleme adına ne kadar bereketli, ne kadar dolu dolu geçti ise, Şubat ayım da o kadar kısır, o kadar seçici geçti.

Hepi topu iki film izledim desem, şaşar mısınız?

Öyle oldu vallahi… İkisi de televizyonda rast gelip ilk on dakikasından sonra “hadi izleyeyim” dediğim filmler…

Biri Özgürlük Dansı, diğeri Kötülük Tohumu…

 (Jimm’s Hall) Özgürlük Dansı’nda; ABD’de geçirdiği 10 yıllık sürgün döneminin ardından İrlanda’ya, memleketine dönen aktivist bir adamın buradaki yaşamı ve onun sosyalist bakış açısına karşı kendisine cephe alan kasabanın papazı ve kimi faşist insanlar arasında geçen olaylar konu edilmiş. Günümüzde malum“sosyalizm” kavramı gerçek anlamından uzaklaşmış, içi boşaltılıp boşluğuna bambaşka anlamlar yüklenmiş durumda… bu detayı aklımda tutarak filmdeki “sosyalizm” güzellemesinin tuzağına düşmemeye özen gösterdim… Zira “sosyalist” olduğunu söyleyen kime baksam icraatlar, düşünceler pek faşistçe, pek yobazca şu günlerde… Ve kendine “sosyalist” payesi vermek, onlarla aynı cepheye geçmek demek… Oysa en güzeli; belli kavramlarla anılmak yerine salt “insan” kavramı ile niteleniyor olabilmek… “insan” kalabilmek!…
İşte ben bu filmi izlerken en çok da bu durumları sorguladım….

(Dark Feed) Kötülük Tohumu’nda ise, terkedilmiş, metruk bir binada film çekimi yapmaya çalışan insanların başına gelen korkunç(!) olaylar konu edilmiş… Aslında oldukça vasat, uyduruk bir korku filmi idi… Sırf meraktan izledim… bi şey kattı diyemem… bi şey de kaybetmedim… 🙂

Bazen ayaklarımı uzatıp film izlemek bir gereklilik oluyor, ikisi de öylesi anların tercihleri idi…

İnterneti ise fırsat bulduğum zamanlarda dizi izlemek amaçlı kullandım sadece… İnstagramdan uzaklaşıp cep telefonumla aramı nasıl kocaman açtı isem.. amacım, internet kullanımını aza indirip pc ile de belli bir mesafede bırakmak idi aramızdaki ilişkiyi… Dolayısıyla bir süredir karşıma çıkıp duran mini serilere göz atmak ilk işim oldu … Mini dizilerin hem bölüm süreleri kısa, hem de bölüm sayıları… Anlatılmak istenen şey aylarca, yıllarca sürmeden bazen bir ya da iki, bazen de en fazla 10-15 kadar bölüm içinde veriliyor ve hele de izlediğin şey seni sarıp sarmalamışsa tüm olaylar taptaze iken ve tadı da damağında tüm lezzeti ile kalmış iken bir anda sona bağlanıp bitiveriyor. Tıpkı kısa bir öykü ya da novella okur gibi… Tam benlik!…

İlkin 4 bölümde bitiveren Olive Kitteridge’ı izledim… Bayıldım… bayıldım…

Diziye ismini veren ana karakter olan kadın her ne kadar suratsız, kibirli, insanları rahatsız edecek kadar fazla açık sözlü bir tip olsa da gerek ana karakterin başarılı performansı, gerek yan karakterlerin de onu geride bırakmayan son derece gerçekçi halleri ve gerekse olayların vuruculuğu, düşündürücülüğü ve gerçekçiliği 1er saatlik 4 bölümü üstüste izlemem için beni ekran başına çivileyip baktırtmayı başardı.

İzleyip bitirdiğimde hakkında kısa bir araştırma yaptım: Bu mini seri, Elizabeth Strout’un 13 bölümlük kısa hikayelerinden oluşan, pullitzer ödüllü aynı isimli romanından beyaz perdeye uyarlanmış. Kitap Türkçe’ye ise “Kül Mevsimi” ismi ile çevrilmiş… (bulursam okumayı planlıyorum)

Spoiler a kaçmadan biraz da konusu ile ilgili bilgi vereyim: Sert, ters ve bilmiş matematik öğretmeni Olive… mülayim, hoş görülü ve sevecen eczacı eş Henry… ve annenin katı disiplini içinde yolunu bulmaya çalışan oğul Christopher arasındaki  ve yine bu kişilerin çevreleriyle olan ilişkiler üzerine örmüş örgüsünü… İlk sahne kadının intihar etmeye hazırlanışı ile başlıyor ve daha o anda “acaba ne olacak” sorusunun peşine düşmüş oluyorsunuz.

İkinci izlediğim mini seri ise Charles Dickens’ın aynı adlı eserinden uyarlanmış Little Dorrit isimli 14 bölümlük dizi… (İlk ve son bölüm 1 er  saat, diğer bölümler ise yaklaşık yarım saat.)

Bu diziden de kitabından da nasıl bugüne dek haberim olmamış deyip kendime çemkirip durdum daha ilk on dakikada… Aman Allah’ım en en en sevdiğim filmlerden, küçük öğrencilerimle sinema günü yaptığımızda ilk elimin gittiği, ayılıp bayılarak izlediğim, izlerken bitmesin istediğim, bittikten sonra yine olsa yine izlerim dediğim, bu yaşıma dek en az on kez izlemiş olduğumu düşündüğüm Oliver Twist’im kadar beni kendine hayran ve de bağımlı edici imiş tüm sahneleri, olayları, mekanları, dekorları, tiplemeleri… Çok çok çok severek izledim… Aradan bir iki yıl geçsin, oturur bir daha bir daha izlerim. 🙂

Konusu 1800 lerin İngiltere’sinde geçiyor. Bay Dorrit borçlarını ödeyemediği için iki kızı ve bir oğlu ile açık hava hapishanesinde yaşam sürmektedir. Küçük kızı Amy Dorrit bu sıkıntılı hayatı hafifletebilmek için katı yürekli yaşlı bir kadın olan Bayan Clennam’ın evinde çalışmaya başlar. Bayan Clennam Amy’ye karşı korumacı ve sevecendir. Evin oğlu yıllardır çok uzaklarda olduğu uzun seyahatten annesinin yanına döner ve olaylar gelişmeye başlar…

Şurada da dizinin İngilizce kitabını buldum ki, ayrı bir mutlu olup ilk fırsatta okunacaklar listeme aldım.

kitabın İngilizce pdf si : http://www.freeclassicebooks.com/Charles%20Dickens/Little%20Dorrit.pdf

Okumak demişken… bu ay üç adet de kitap okudum… İki kitabın bana geliş öyküsü pek hüzünlü aslında… Çok yaşlı, tontiş bir doktor amcadan geldi bu kitaplar… Çok yaşlandığı için evindeki kütüphanenin büyük bölümünü bir yerlere bağışlamış, kalanları da yakınlarına anı olsun diye bırakmak istemiş… Bir tarafım “anı biriktiricisi” ya… bu iki kitap da uzun yollardan, bambaşka ellerden dolaşıp bana kadar geldi.  İkisi de 1920 li yılların sağlık ve doktorlukla ilgili anıları ve tarih bilgisi içeren, somut verilere dayalı kitaplar… Ve ikisi de o dönemin iki farklı doktoru tarafından kaleme alınmış. Birinin ismini internete yazdığımda Cumhuriyet döneminde yasaklanmış olabileceğine dair cümlelerle karşılaştım… doğru mu, değil mi bilmiyorum… yasaklama halen devam ediyor mu onu da bilmiyorum… o sebeple buraya isimlerini düşmek istemiyorum… Özellikle birini dehşetle okuduğumu, okuduktan sonra şu sahip olduğumuz klişe bilgileri düşünerek “yalan yazan tarihçiler utansın” dediğimi itiraf etmeliyim. Şu gün olmuş, bir şeyler ya da birileri üzerine hep bir güzelleme, hep bir kahramanlaştırma… Dün de en az bugünküler kadar çok, bugünküler kadar şeytanca imiş bu işler… Ah ki manipüle edilmeye müsait olmasın kimseler, bunu hem zorbaca, hem kurnazca yapan birileri hep varmış… Neyse bu kitaplarla karşılaşmam iyi oldu… Çoktandır yakın siyasi tarihle ilgili kitaplar okuyordum… bu kitaplarda okuduğum bazı şeyler aklımda yuvalanan bazı soruların cevaplarını bulmalarına  da vesile oldu… buna da ayrıca sevindim.

Üçüncü kitabım ise her ay okuduğum üzere klasiklerden biri, Orhan Kemal’in Cemile’si idi… Orhan Kemal’in detaylı, betimleyici, sürükleyici dili.. olayların gerçekçiliği.. ve Cemile’nin başına gelenler romanı bir hafta gibi kısa bir sürede bitirmem için yeterli ve teşvik edici sebeplerdi.

Bu arada yıllardan sonra ilk kez bir yerli dizi izlemeye başladım. TRT 1 deki Payitaht “Abdülhamit” dizisi ilk dakikalardan itibaren ilgimi üzerine çekmeyi başardı ve Yaprak Dökümü, Aşk-ı Memnu, Elveda Rumeli, Hanımın Çiftliği gibi sayılı yerli dizi repertuarıma katılmaya aday oldu. İlgim dağılmadığı, önemli noktalarda tarihi gerçekliklerden kopmadığı ve bu halinden sapmadığı sürece izlemeyi düşünüyorum.

Geçen ay sözünü ettiğim, seri olmaları sebebiyle dizi yerine koymuş olduğum polisiye konulu “lifetime” serilerini izleme hevesim ise bazı bölümlerin tekrara girmesi sonucu azalmaya başladı. Üstelik gece 2 ye dek izlediğim bu seriler akşam 9.30 dan sonra da yayınlanıyormuş… ben geç saatlerde tekrarlarını izliyormuşum… O saatlerde ayrıca yine polisiye konulu 2 seriye daha denk geldim…  i escaped my killer  ve
monster in my family … Rast gelindikçe izlenebilirler listeme ikisini de ekledim.

Poldark ve Vikingler’in yeni sezonunu merakla bekliyor, bir an önce kavuşmayı diliyorum. Zira Vikingler’in TLC deki tekrar bölümlerine yeniden sarmış durumdayım… 🙂

 

Reklamlar
Bu yazı aydöküm içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s