Ocak 2017 – Aydöküm -1 (Filmler)

Son yıllarda ‘evde en çok bulunduğum ay’ oldu bu Ocak ayı… Bazı günler hastalığımdan sebep aldığım izinlerle, bazı günler ise ilaç gibi gelen kar tatili sürprizleri ile ilk iki haftayı tamamen evde geçirdim.

İlk hafta hastalığımın tavan yaptığı hafta idi, elim kolum kalkmıyor, banyoya dahi ayağa kalkıp üç beş adım atıp gidemiyordum… Hastabakıcım (kocacık) da hasta olmuştu ve o haliyle bana destek olmaya çalışıyordu. Allahtan onun en kötü hali bir gün sürdü, benden çok daha hızlı bir şekilde iyileşmeye başladı ve yaşam rutinine kaldığı yerden devam etti.  Bense çok az uyanık kaldığım zamanlarda gözlerim açık olsa da yine de yataktan çıkamıyor, diğer zamanlarda ise derin derin uyuyordum.

İkinci hafta neyse ki bacaklarıma güç gelmişti ve kalkıp oturabiliyor, üst kata çıkıp inmek mümkün olmasa da alt katta yaşamımı idame ettirebiliyordum. Uyanık kaldığım saatler daha da artmıştı. Televizyona ve bilgisayara rahatça odaklanabiliyordum.

İşte o günlerde ve gecelerde en yakın arkadaşlarım diziler ve filmler oldu. Bazen internetten ama en çok da televizyondan bir dolu film izledim. İçinde bulunduğum ruh halimden mi, filmlerin etkileyiciliğinden ya da sürükleyiciliğinden mi bilemiyorum, izlediğim filmlerin büyük çoğunluğunu çok büyük ilgiyle ve çok çok severek izledim… Böyle tutkuyla izledikçe de hep ve sürekli film izleyesim geldi. 🙂

byz-fener

Sömestr tatilim başlayıncaya dek (2 hafta) bu böyle sürdü. İyice iyileşip tatilde kendimi zıpkın gibi fişek gibi hissedince, televizyonda izlenebilecek birkaç iyi film hariç, tatil boyunca başka hiçbir film izlememe kararı aldım. Zira filmkolik olma yolunda hızla ilerliyordum. Çünkü iç sesim, defterime not düşülmüş film isimlerini zihnimden alıp “hadi şimdi de bunu izle” diyerek ne yapsam nereye gitsem sürekli peşimden koşturuyordu. Ben de her ne yapıyorsam üstünkörü  bitirip doğru tv ya da pc başına koşuyordum. Televizyonun kocaman ekranından film izlemek çok keyifli oluyor, filmleri yatarak izliyordum.. ancak bazen televizyonun internet bağlantısında sorun olunca mecburen pc ekranından oturarak izlemek durumunda kalıyor, yine de yaptığım şeyden müthiş keyif alıyordum… İçinde bulunduğum bu hal, beni gaspetmişti ve izledikçe izleyesim geliyordu.

Allahtan 20li yaşlarımın başından beri çok iyi geliştirdiğim bir mekanizmam var… Herhangi bir şey beni ele geçirip.. hayatımı, kendini merkeze alarak yaşamamı istediğinde “hooop n’oluyor” diye silkelenebiliyorum hemen… yani herhangi bir şeyin tutsağı, tutkunu, musallatı, fanatiği, yörüngesi vesaire olmayı sevmiyorum. Bazen bunu ayırt etmem zaman alıyor, bir süre yörüngede kalabiliyorum ama rutinime/normalime kota koyan/ket vuran her şeye er ya da geç, bir “dur!” diyebiliyorum. Filmkolikliğimde bu süreç neyse ki çabuk tamamlandı. İki haftalık bir yörüngede tutulmanın ardından kendimi o yörüngeden alıp dışarı atmayı kolayca başardım. Aksi halde bütün gün tv ya da pc karşısında oturmuş/yatmış bir “couch potato” ya dönüşmem kaçınılmaz olacaktı.

Zira… -başlangıçta söylediğim gibi- film izleme olayının kendisinden de, izlediğim filmlerden de çok keyif almıştım. Hayatımın bundan sonraki tüm boş zamanını yalnızca ve sadece film izleyerek geçirebilirdim. 🙂  Ve hatta sürekli film izleyebilmek için başka şeylerle dolu olan zamanlarımdan pek çok saati ödünç alabilir, hatta ve hatta çalabilirdim de. 🙂

*   *    *

15 gün gibi kısa bir sürede bir dolu haber programı, film ve dizi izledim.  Bu postun konusu izlediğim filmler olsun… çok uzun bir post olacak çünkü… dizileri de ayrı bir postla paylaşayım…

Filmleri yine beğeni sırama göre aşağıya listeliyorum. Ama bu kez yapmak istediğim iki değişiklik var: İnternette izlediklerim için bir liste hazırladım ama tv de izlediklerimi de paylaşmak istiyorum. Dolayısıyla onlar için de ikinci bir listem var… İlk değişiklik bu… İkincisi ise filmler hakkında kısa kısa notlar da yazayım…. (yazayım ki bu paylaşım daha yararlı bir amaca hizmet etsin…)

ps-1

İşte ilk listem…. Beğeni sıralamama göre televizyonda izlediğim filmler:

Apocalipto : Bu filmi 3. kez izledim… İlk ikisi gibi içim dışıma çıktı ağlamaktan… hem ağlar hem giderim hesabı, hem ağladım hem izledim… J Üstelik an geliyor, iyi çocuğun karşısına o kadar çok iyi tesadüf çıkmasından izlediğiniz şeyin bir film olduğunu kuvvetlice anımsıyorsunuz ama… yine de izleyicisini peşine takıp heyecanla sürükleyen bir film… izlerken geçmiş insanı ile günümüz insanı arasında bir bağ kuruyor,  doğa ve insan arasında süregelen aidiyet ve çekişme üzerine felsefik düşün yollarına dalıyor, irdeliyor, sorguluyorsunuz…  görsellik ve aksiyon da etki altına alan diğer unsurlar…

My sassy girl (Benim hırçın sevgilim) : Romantik aşk filmi olan bu filmin bir de orijinali olan Kore versiyonu varmış…o daha güzelmiş…  ama ben izlemedim… Amerikan yapımı versiyonu tv kanallarından birinde karşıma çıkıp ilk 5 dakika sonra “izlemeye değer” dediğimden sonra, izleyip bitirince “izlemeye değdi” dedim… Etkileyiciydi, düşündürücüydü, şaşırtıcıydı.

La Cara Oculta / The Hidden Face / Bunker (Sığınak) : İlk başta korku filmi zannettim ama ilerledikçe müthiş güzel bir dram ve gerilim filmi olduğunu anladım. Beni etkileyebilecek bir konu başarılı bir kurgu ve etkileyici bir anlatımla beyazperdeye aktarılmıştı ve bana izlemek düşüyordu. Finalin sonunda “kadın kadının düşmanıdır” ve “eden bulur” önermelerinin tam karşılığı vardı ve hem kadınlar, hem de insanlık adına bir kez de bu pencerelerden düşünmeye sevkediyordu. Film tavsiyesi söz konusu olduğunda hep kızımız bize filmler bulur, listeler yollar… ben hangi filmi önersem  mutlaka izlemiş olur… ilk kez daha önce hiç izlemediği bir film önermiş oldum…ve çok beğenmiş…

Terraferma (Memleket) : Bu filme kocacıkla birlikte denk geldik… İlgiyle izledik… İtalya-Sicilya’da balıkçı bir ailenin kaçak yollarla adalarına gelen Etiyopyalı bir anne, kızı ve evlerinde doğan küçük bebeğinin konu edinildiği.. insanlığı sorgulamamıza ışık tutan sürükleyici, düşündürücü bir film… Memleket, göç, yabancı, mülteci, iyilik, ahlak gibi temalar üzerine kurmuş örgüsünü… Finali ucu açık bırakmışlar… Film bittiğinde ister sen dolduruyorsun, ister öyle açık bırakıyorsun… somut bir final yok yani..

The Inherited (Miras kalan) : Allahım ben bu tv kanalını daha önce nasıl fark etmemişim!… hasta günlerimin en güzel getirisi bu kanal oldu… Çok güzel polisiye, gerilim, korku dizilerinin ve filmlerinin olduğu yeni bir tv kanalı keşfettim… belki yeni değil ama benim karşıma yeni çıktı… Adı lifetime… İşte orada denk geldim bu filme… Yeni evli çift yeni evlerine taşınıyorlar ve bu ev adama eski eşinden miras kalmış… Ancak kız bu gerçeği ilk başta bilmiyor…kız kardeşinden miras kalmış sanıyor..  Her karşısına çıkan kişi kızın ve tabii bu arada izleyicinin de aklına gizemli bir şeyler bırakıyor ve film, bu gizemlerin çözülmesi ya da çözülememesi üzerine yol alıyor. Filmin sonuna geldiğinizde bir dolu şey çözülmüş olsa da filme ismini veren (the inherited) yani miras kalan şeyin aslında zannettiğiniz gibi ev olmadığını, bambaşka bir şey olduğunu öğreniyorsunuz… şaşırıyor ve irkiliyorsunuz… genç kadının finaldeki kararı  ile bir kez daha şaşırdığınızda da film bitmiş oluyor. Öyle ağzınız bir karış açık, olayları ve karakterlerin niyetlerini kendi aklınızda tamamlayıp bir yerlere oturtmaya çalışırken jenerik de uzun uzun akıyor bir taraftan… 🙂  İyi ki denk gelmişim… ben çok sevdim… Ha! Ama ilk başta kızın küçükken anne-babası ile otomobilde yaptığı konuşma, filmin sonunda bir yere varamadı… filme o sahne neden konulmuş, işte bunu hiç anlamadım.

Winter’s Tale (Kış Masalı) : Yine kocacıkla denk geldiğimiz bir filmdi… Bir eve hırsız olarak girmiş bir adamın o evde karşılaştığı güzel ama tüberküloz hastası kız ile tanışması ve ardından gelişen olayları fantastik bir kurguyla ele almış, müthiş güzel, sürükleyici bir filmdi…. masal gibi… içinde dram da var… gerilim de… “Evrende hiçbir şey amaçsız değildir. Ya hepimiz bir gün anlayacağımız büyük bir resmin parçasıysak” sözü hala kulaklarımda…

Dawn of the Planet of the Apes (Maymunlar Cehennemi – şafak vakti ) : Bu filmin tüm serilerini hep severek izledim… Bu yeni serinin ikincisi imiş, bunu da sevdim… Film bittiğinde “maymun maymunu öldürmez” repliği aklıma geldikçe “insan insanı öldürür ama” dedim durdum içimden… Doğru ama!.. İnsan insanı öl-dü-rür!… Bilim kurgu ve gerilim filmlerini seviyorsanız izleyin derim…

İlo İlo : Filipinler’den Singapur’daki pek de zengin olmayan bir eve hizmetçi olarak gelen bir kadını ve o evin hallerini konu alan, sahneleri ve konusu oldukça ağır ilerleyen bir film… Evin şımarık, yaramaz küçük oğlu, hizmetçi ve ikinci çocuğuna hamile anne üçgeninde gelişen olaylar filmi merakla izlemeye teşvik ediyor ama… Farklıydı… bittiğinde izlememin bir kayıp olmadığı sonucuna vardım.

Taken Away (Büyük İkilem) : İzlesem de olur, izlemesem de olur, dedirten bir filmdi… o günlerde film izleme heveslisi olduğum için bırakmadım… Erkek arkadaşından hamile kalıp bir bebek sahibi olan genç kızın, politikacı babasının zorlaması üzerine bebeğini evlatlık vermesini… ama bir süre sonra bebeğini yeniden almak için mücadele vermesini konu alan.. sıradan, aksiyonsuz, entrikasız, tekdüze bir film… Bebeği evlatlık alan diğer kadının mücadelesi izleyiciyi iki karakter arasında gidip gelen empatiler kurmaya sevk ediyor. Filmin sonunda her iki anne de Allahtan mutlu oluyor da, siz de bu ikilemin yarattığı değişken bakış açılarınızdan kurtulmuş oluyorsunuz… Ve aslında filmin sonu da filmin geneli kadar sıradan, aksiyonsuz, entrikasız, tek düze … Bazen bu tür filmleri izleyince “neden o kadar masraf yapıp böyle vasat bir film çekiyorlar ki” diye düşünüyorum…  Yine bulamadım bir cevap…

August (Ağustos) : Hastalığımın etken olduğu günlerden birinde, gündüz uykularımdan uyandığım anlardan birinde rast geldim bu filme… İngiliz dönem filmlerinden oluşu, büyük bir evde geçmesi ve kahramanlarının çoğunluğunun yaşlı insanlar olması ile ilgimi çekti ilk… Bu haliyle de Emma ve Jane Eyre gibi filmleri çağrıştırınca epeyce de heyecanlandım… Ama kırık bir aşk hikayesi, yaşlı kocayı aldatma ve başka bir yaşlı adamın iş hayatı buhranları gibi ögelerin ön plana çıktığı tek düze bir filmle başbaşa kaldım… yine de izledim… bunda hem hasta psikolojimin, yatıyor olmamın etkileri olabilir, hem de filmin İngiliz dönem filmlerinden biri oluşunun etkisi olabilir… Başka bir zaman karşıma çıksa sıkıldığım yerde bırakabilirim sanırım… 🙂

Charade (Öldüren şüphe) : Siyah-beyaz bir, Audrey Hepburn – Cary Grant filmi…  Konusu bilindik, görüntü siyah-beyaz, zaman zaman merakta bırakan ama çoğunlukla da “ay ne saçma” dedirten bir film olsa da… izlettirdi kendini… 🙂

ps-2

Bu da ikinci listem… Beğeni sıralamama göre internette izlediğim filmler:

*Passengers (Uzay Yolcuları) : Bu filmi kocacığın isteği üzerine izledik… İnsan görünümlü barmen robotu saymazsak üç canlı kişinin bulunduğu (birinin ortaya çıktıktan kısa bir sonra öldüğü, geriye iki kişinin kaldığı)…tamamı  uzay gemisi içinde geçen bir film… bu haliyle tekdüze ya da sıkıcı gibi görünüyor… Ama bayıldık biz filme… tüm bunlara rağmen oldukça etkileyici ve sürükleyici bir film… İçinde bilimkurgudan çok dram ve romantizm var… İlk başta erkek karaktere acırken aynı acımayı bu kez kız karaktere hissediyorsunuz… Filmin senaristi ben olsaydım, finali asla öyle yazmazdım…. İki yaşlıdan arta kalan bir iki evlat vesaire koyardım en azından… 🙂

*Me before you (Senden önce ben) : Bolca dram ve romantizm yüklü bu filmi bayılarak izledim… Hem kalbime dokundu, hem de ruhuma… Keşke sonu da mutlu bitseydi… eminim o kadar çok ağlamazdım.

*Ağlayan Melek —Türkan Şoray – Ekrem Bora— : Yeşilçam sinemasının kült filmlerinden biri olan bu filmi, bir süre önce okuduğum Sait Faik’in Medarı Maişet Motoru kitabından uyarlanmış olduğunu öğrenmemle artan merakım üzerine izledim. Daha en başta aslında çooook uzun yıllar önce bu filmi bir kez daha izlemiş olduğumu hatırladım. Ama bu durum bir kez daha izlememe engel olmadı. Kitap ile film arasındaki bağın derecesini bulmak idi bu kez amacım. Aslında bir iki detay hariç filmin konusu kitabın konusundan çok çok uzak… Sabahat’in babası, babasının küçük yaşta evlatlık aldığı oğlu, bu oğulun denize açılıp balıkçılık yapması ve içten içe üvey kızkardeşine aşık olması dışında kitap ve film arasında başka hiçbir benzerlik yok. Son derece gerçekçi ve duygu yüklü bir film… kitap ne kadar dönüp dönüp okunulası ise, film de o kadar tekrar tekrar izlenilesi…

*The BFG / The Big friendly Giant (Büyük Dostane Dev / İyi Kalpli Kocaadam) : Bu film de yine kocacığın neşe mi bulayım diye hasta günlerimde izlememi istediği bir animasyon… Animasyonların bendeki yeri başka zira… “slow motion” tekniğiyle yapılan bu filmlerin birkaç yıl önce izlediğim bir belgeselde nasıl meşakkatli yollardan geçtiklerini öğrendikten sonra, animasyon filmlere hayranlığımın yanı sıra saygım da arttı. İçerikleri çoğunlukla çocuklara hitap etse de, onları izlerken büyük bir ilgi ile izliyorum. İyi kalpli kocaman dev ile insan yavrusu küçük kızın birlikteliğini izlemek de çok keyifliydi.

*Black Swan (Siyah Kuğu) : Bu filmi birkaç yıldan beri izlenecekler listem de tutuyordum, internette karşıma çıkınca “hadi izleyeyim” dedim. Başarılı olmayı ihtiras ve hırs haline getirmiş genç bir balerinin yaşamından kesitler sunan bir film… içinde fantastik ögeler var…kızın gördüğü bazı halüsinasyonlar var… fantastik ve psikolojik ağırlıklı filmleri severim ama bazen sıkıldığımı hissettim… İzlemesem kayıp olmazdı sanırım.

*Hard Candy (Lolipop) : İki oyuncu etrafında gelişen, gerilim yüklü bir film… 14 yaşındaki bir kızdan beklenmeyecek performans dolu sahneler var. Bir taraftan bu durumu sorgularken, bir taraftan da “acaba şimdi ne olacak” diyerek, bir bakıyorsunuz filmin sonu gelmiş… Saçmaydı… ama karşısına çivilemekten de geri kalmadı.

Reklamlar
Bu yazı aydöküm içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s